Başkalarıyla Yarışma Belası

Yaşamın İçinden

Şu hayatta insanları başkalarıyla yarışmak kadar rezil eden bir şey görmedim. İlişkileri de rezil eden bu, borç altına sokup maddiyatı mahveden bu, evlilikleri bozan bu... Her zaman kendinden daha iyi durumda insanlar olacağını kabul eden, bununla barışık olanlar kurtulur rezillikten.

İnsanlar, başkalarıyla sürekli yarıştığı zaman doğrularına ve ahlaklarına göre davranmayı boş veriyorlar. Eğer hile yapmazsam yenileceğim ve yarışı kazanmak için her şey mübahtır hissine kapılıyor, daha sonra pişman olacakları süreçler içinde buluyorlar kendilerini.

Oysa ki kendini sürekli başkalarıyla karşılaştırmazsan ve olduğun kişi olmak için güçlü sebeplerin varsa başkalarındaki zenginlikleri, üstünlükleri gördüğünde onların yaptığı şeyleri taklit etmek için hiçbir sebebin olmuyor, bu konudaki yönelimin inanılmaz cılız kalıyor.

Bu, sitede birkaç yerde daha karşılaşacağınız, “uğraşmayı seçtiğiniz şeyin hayatınızdaki önem sıralamasında kaymalar yaşamasına neden olduğu gerçeği”ne bir örnek. Ne üzerinde çok kafa yorarsanız, neye çok vakit harcarsanız, gözünüzü neye dikerseniz sizin için en önemli şey o olur, oraya götürecek her şey güzelleşir, oradan geri tutacak her şey çirkinleşir ve değerleriniz birbirine girer.

Mesela, ilişki hayatımıza yansımasını anlatayım bu durumun: insanlar etrafın aşklarını çok dinleyip başkalarına imrenip duruyorlar, bu yüzden de karşısındaki insanı beğenip onunla bir şeyler yaşamayı hedeflemek yerine yaşamak istediklerini karşılarındaki insana yüklüyorlar. Özellikle de gençler bu belayı sıkça sarıyor başına. Sonuçta da hayal kırıklığı kaçınılmaz oluyor. Çünkü ne kendimiz ne de karşımızdaki başkalarıyla yarıştırılmakla huzur ve mutluluk bulamayız, buna gerek de yok.

Unutmayın gençler, değerinizi başkası tayin edemez. Aile hatası burada çok belirgin malesef. Özgüven, öz saygı kazandırılmayan birey sürekli çevresi kendisini onaylasın derdinde oluyor ve yarışta öne çıkmak için hep çevrenin önem verdiklerini önceliyor, kendini değil. Benzer şekilde, aile çocuğu sürekli kıyaslayarak büyüttüğü için, çocuk da hayata ancak bu çerçevede bakabiliyor. Başkasına üstünlük kuramadığı durumda kendi zihninde değerini oturtamıyor. Eğer ailenizde bu konularda problem yaşadıysanız konu hakkında psikolojik yardım almanızı, mümkün değilse bolca okuma yapmanızı öneriyorum kuzular.

Yorumlar

ela (21 yaşında) 2 ay önce yazdı:

abla, belki beni hatırlarsın, almanya'da bir öğrenciyim. ve kendimi başkalarıyla yarıştırma belasından daha önce hiç olmadığım kadar muzdaribim. daha önceleri, lisede, ufak tefek crush'larım varken de dönem dönem o oğlanların ilgilendiği kızları kıskanıyordum, zaten güzellerdi ama ben onları olduklarından da güzel buluyordum. hatta en son lise sonda kıskandığım kızın da beni kendi crush'ından kıskandığını öğrenmiştim. o zaman bir rahatlama gelmişti ve uzun süre pek kimseyi kıskanmamıştım, bu olayı komple bıraktığımı sanmıştım.

ama herhalde o zamanlar erkek arkadaşım olmadığı içindi. şimdi o duygu hafiften nükse ediyor gibi. öğrenci yurdumdan bir çocukla sevgiliyim, ve bu çocuk inanılmaz sosyal & arkadaş canlısı biri. bazen sinir ediyor. mesela geçen hafta yurttan bi kızın doğum gününe indik (bu kız 26 yaşında ve sevgilisi var, o da oradaydı hatta) ve sevgilim bunu kucaklayıp döndürdü havada :D ? ve sonra mutlu yaşlar falan dilerken kızın ellerini tutuyordu kız da baya cilveli falan zaten hoplayıp zıplıyordu etrafında. kız beni de seviyor biliyorum sarıldık falan filan ama sence bi tık abartı değil mi? uzun süredir arkadaşlar ama öyle yedikleri içtikleri ayrı gitmez kıvamda da değiller. o samimiyeti abartı buldum açıkçası. kendime telkin ediyorum, burası avrupa, bunlar avrupalılar falan diye ama mesela aynı hareketi ben o kızın sevgilisine yapsam tepkisi ne olurdu acaba? yine de hiçbir şey demedim görmemiş gibi davrandım.

bir de bizim katta başka bir kız daha var, onlar da önceden arkadaşlar ve hatta beraber bi çiftlik evinde work&travel gibi bi şey yapmışlar. bu kızın da uzun ilişkisi var bu arada ve sevgilisi da ara sıra bizim yurtta kalıyor. bu kızı ilk başta çok tatlı bulmuştum, ilk geldiğimde çok sevecen, cana yakın gelmişti ama şimdi bu sürekli pozitifliği ve duygusallığı sinir etmeye başlıyor. kendisi 22 yaşında, erkek arkadaşına çok aşık görünüyor (4. sevgilisi falan) ve şimdi hamile kalsam çocuğumu aldırmam falan diyor :D desin iyi güzel hoş da sürekli böyle ev hanımcılığı, evlilik güzellemesi yapınca benim erkek arkadaş da bana "sen kaç çocuk isterdin/sen ne zaman evlenmek isterdin" falan diye soruyor. ha bi de "x 3 tane çocuk istermiş, x şimdi hemen evlenebilirmiş" diye ekliyor kızdan bahsedip. algım mı bozuldu bilmiyorum ama bu kızdan çok bahsediyormuş gibi hissediyorum. bir keresinde çekici bulduğunu söylemişti zaten. ve bazen uzun bakışlarını yakalıyorum. sapık gibi gözetlemek istemiyorum ama elimde değil işte. gerçi onun yanında beni öpüyor falan da, böyle hareketleri de var. teşhis koymak zor. ister istemez kendimi kıyaslıyorum. o çok "kız gibi" ince, naif, sanatla sporla uğraşıyor, el becerisi var, vejeteryan, çocukları seviyor blablabla.. ama bu kız gerçekten öyle biri mi yoksa rol mü yapıyor tam anlamıyorum. çünkü bi insan 7/24 gülümseyemez yani. ya da ben mi çok dertliyim, birisi sana gülümsediğinde sen de gülümsersin ya, o bile zor geliyor bazen. ufacık bi gülümsemeye bile takat bulamadığım zamanlar oluyor. onun dışında çabuk sinirlenebiliyorum. ve cilveli, bıcır bıcır olamadığım için kendime kızıyorum. bu ne saçma bi his ya, mutluluk borcum mu var kimseye?

ve kesin work&travel yaptıkları dönem benimki bu kıza yürümüştür diye düşünüyorum, 2 hafta aynı evde kalan 20'li yaşlarda güzel bi kız ve normal bi erkek. herhalde bir şey olur. ama kıskandığımı düşünmesin diye sormuyorum. ha bir de bu kız aramızı yapan biri. sürekli beni yoklayıp sevgilime söylüyormuş şu an konuştuğu yok vs diye, fikir veriyormuş bana yürümesi için. çöpçatanlık yaptırdığın birine de bi zahmet duygu besleme.

onun dışında erkek arkadaşım da duygusal, kendini ifade eden biri. her gece benimle olmaktan çok mutlu olduğunu ve beni sevdiğini söylüyor.

ama vallahi bi daha durduk yere onun konusunu açarsa dicem artık "ehhh yetti be, helga'nla evlenseymişsin o zaman" diye.

çok korkuyorum mutlu insanların mutluluğundan mutsuz olan kötü kalpli birine dönüşüyorum diye. böyle değildim çünkü. sürekli kendime telkin ediyorum, kimse sürekli mutlu değildir, söylemiyordur falan diye. önceki bloglarında yazdıkların doğru, kendime meşgalaler bulmalıyım ki saçma sapan vesveseler yapmayayım. ama şu an böyle hissediyorum.

bir de ilerleyen aşamalarda, evliliklerde bu kıskanma işleri nasıl yürüyor onu merak ediyorum. anneme bi defa sormuştum (babamın telefonunda başka kadınlara yazdığını görüp tepkisini ölçmek için) babam seni aldatsa ne yaparsın diye. "gerekeni yaparım" demişti. kıskanmam artık demişti. senin ilişkinde de oluyor mu böyle şeyler? kendini nasıl alıkoyuyorsun vesvese yapmaktan? bir erkeğin normal kız arkadaşı nasıl olmalı ?

Mantıklı Kadın 2 ay önce yazdı:

Bence seninki diğer kızları kıskanmak, onlara imrenmek değil. O şöyle olur, misal; benim gözüm/tenim neden bu renk, benim boyum neden uzun/kısa, neden ben şarkı söyleyemiyorum gibi, niteliklerinizi karşılaştırarak kendinde eksik buluyor olsan, bu kategoriye girerdin.

Seninki eşi sakınmak. Bu da normal ve gerekli. Bizler, ilkel olarak çok eşli olabilen ama bunun üzerine bir güncelleme getirip yeni zamanlarda tek eşli, seri monogamik olmayı seçmiş bir canlıyız. Bu seçimin motivasyonunu sağlayan şeylerden biri de kıskançlık duygusu, partnerini eski-yeni diğer potansiyel tüm partnerlerden sakınmak.

İnsan, hipergamik veya poligamik fırsatlarını kullanmaktan vazgeçerek girdiği ilişkide karşıdan da bunu bekler. Şöyle de söyleyebilirim; bir insan karşısındaki kişiyi ne kadar ciddiye alıyorsa, onunla ilişkinin sürmesini ne kadar istiyorsa tek eşli davranmaya o kadar dikkat eder, karşı cinsle arasına o kadar mesafe koyar. Çünkü bizler binlerce ve binlerce yıllık tecrübeden biliyoruz ki meydanda üçüncü kişiler dolaştığında o ilişki sallanır, muhtemelen de biter.

Konuyu dağıtacağım ama yeri gelmişken, diğer okuyucular için de görüşümü yazayım, bulunsun. Bazen erkekler, kendilerini çok isteyen bir kadının poligamik dürtülerini yani kendisini aldatması ihtimalini hoş göreceğini düşünürler. Erkekler şunu bilsinler ki, bir kadın sizin poligamik dürtülerinizi bastırmadığınızı bildiği oranda kendi hipergamik duygularını-fırsatlarını bastırmaz. Yani sizin ayağınız dışarıdaysa, kadınlar da kendini güvende hissetmek için o ayağı dışarıda tutar. Aynı bugün erkeklerin kadınların hipergamisi dolayısıyla kendini güvende hissetmedikleri için evlenmeyi reddederek, bir ayaklarını ilişkilerinin dışında tutmaları, poligamik olasılıklarından vazgeçmeyi reddettikleri gibi. Bu iki taraflı bir oyun ve ne ekersen onu biçersin. 

Senin ilişkine döneyim. Burada malesef ki modern kültürün insanların kafasını fena halde karıştırması gerçeğiyle karşılaşıyoruz. Kendini çok ilerici, özgürlükçü, çağdaş olarak nitelendiren aklı evveller, kendi yürümeyen ilişkilerine, aldatıp aldatılmalarına bakıp ibret almadıkları yetmezmiş gibi; bir kadın ve erkeğin arasında en derinde yatan potansiyel cinsel gerilimi inkar etmek için ellerinden geleni yapıyor ve uzun zamandır bunun propogandasını yapıyorlar. Malesef bizim Y kuşağından itibaren bayağı başarılı da oldular. Bunlara karşı çıkmak mağara adamlığı falan oldu da manzara ortada. Arkadaşların ve arkadaş görünenlerin birbirleriyle şartlar denk düştüğünde sevişmesi normal hale geldi, friends with benefits gibi etkileşim türleri ortaya çıktı, tüm piyasa muğlaklaştı. Daha hala da ders almazlar. Çünkü ders alsalar, şimdiye kadar doğru saydıkları her şeyi inkar etmeleri gerekecek ve çoğunda da bunu yapacak göt yok. Erkek arkadaşına sorsan bu konuları, o da muhtemelen özgürlükçü ve üstenci bir nutuk verir. 

Demem o ki, erkek arkadaşının özelini bilemem ama bir erkeğin kız aradaşlarının olması, bir kızın erkek arkadaşlarının olması inanılmaz kaygan bir zemin. Benim lafım vardır, bir erkekle bir kızın arkadaşlığının sınanması doğru zamanda doğru yerde girilen bir halvete bakar. Bu yüzden, kendine sürecek bir tek eşli ilişki isteyen insanların karşı cinsten arkadaşı olmamasını öneriyorum. Ortam ortaklığı, iş düşünce birbiriyle yardımlaşmak olabilir. Ama yalnız görüşmek, saatlerce sohbet etmek, birbiriyle program yapmak, dertleşmek. No baby no, please don't stop!

Benim de eşimin de karşı cins arkadaşımız yok, hiç olmadı, ihtiyaç da duymadık buna. Tanıdıklarımız var. Topluca görüşülür, konuşulur. Bence de bu işin tek oluru budur.

Senin oğlanın ayağı o kadar içeride değil. Sen de o yüzden kendini malesef çok kaptırma.

Eden bulur. Salaklar. Hem ilişkiye doğru düzgün girmeyip, hem de ilişkilerimiz sürmüyor diye üzülemezler. 

Have the cake and eat it too diye bir dünya yok. Öğrenmiyor da genç nesil, hayret-i mucip.

ela (21 yaşında) 2 ay önce yazdı:

genel olarak ben de senin gibi düşünsem de 12 kişilik kızlı erkekli öğrenci yurdunda yaşadığımız için saydıklarından; biriyle mutfakta saatlerce sohbet etmek, ortak program yapmak (gym'e gitmek gibi), beraber yemek pişirmek), dertleşmek hepsi bol bol mevcut :D bence de kendimi çok kaptırmamalıyım, bu arkadaş ortamını bozan kişi olmak istemiyorum çünkü buradaki kızlarla da arkadaşım ve aramız kötü olsun istemiyorum. bir de kültürel farktan çok takılmak istemiyorum, onların normali de bu diyorum kendime. 

senin oğlanın ayağı o kadar içeride değil demişsin tabii yukarıda anlattıklarımdan yola çıkarak, ama mesela o kızların yanında beni öpüyor da, zaten hepimiz masada otururken sürekli elimi falan tutuyor. böyle şeyleri de var. benim düşüncem: beni gerçekten seviyor, ama sosyal biri ve etkinlik bağımlısı olduğu için herkesle arası iyi, haliyle kızlarla da.

ve bi tane yakın erkek arkadaşının toxic bi kız arkadaşı olmuş zamanında. bana birkaç kere "lütfen onun gibi toksik olmayalım" gibi şeyler söylemişti. "kardeşim ben seni dişi sinekten sakınmıyorum ki, sevgilinin yanında bi kızı niye kucaklayıp döndürüyorsun?" diye soracağım bi dahaki falsosunda. şimdi durduk yere tadımız kaçmasın. bi de ders çalışmam lazım. uğraşamam.

bir de mesela bizim kattaki bi kızda da buna benzer bi şeyi fark ettim, erkek arkadaşıyla hiçbir kızı yalnız bırakmak istemiyor gibi, odasından çıkıp geliyor biriyle onu gördüğü zaman. ve safkan alman demek ki bu durum çok da kültürel değil aslında. :D

eşinle böyle ortak bir huyunuz olması çok güzel abla. sadece karşı cins ortak arkadaşlarla görüşmeniz. peki evlenmeden önce de böyle miydi bu hep? kaç yaşında tanıştınız bilmiyorum ama 20'lerde de böyle olunabilir mi? bunun üzerine konuşmak utanç verici gibi geliyor bana. sanki insecurity'lerimi öğrenecek gibi. bunun üzerine nasıl konuştunuz? böyle bi anlaşma mı yaptınız?

Mantıklı Kadın 2 ay önce yazdı:

İkimiz de hep böyleydik. Bir kere, ilgi alanlarımız ve mesleklerimiz zaten oldukça hemcins ağırlıklı. Ayrıca sosyal kelebekler değiliz, limitli çevremiz var. Genelden biraz aykırı düşünegelen ve insanların onayı için uyum sağlama ihtiyacı duymayan kişileriz de denebilir. Genç dediğin şöyle olur böyle olur lafları bize bir şey ifade etmemiş.

Kendi özelimden konuşursam, ben erkek ilgisini ilk ve tek lisede tecrübe ettim. Herhangi bir yakınlık gösterdiğim erkeklerin duygusal yatırım yapabildiğini o zaman anladım ve onay ihtiyacım olmadığından bu durumu istismar etmemeyi seçtim. Bence karşılık vermeyeceğin birinin seni beğenmesi zevk alınacak değil üzülünecek bir durum ve insanların bu duruma düşmesini istemedim. O yüzden de erkeklere arama mesafe koydum, zaten ihtiyaç da duymadım arkadaş olarak varlıklarına. Benim için aynı ortamdaki kişilerden öteye gitmediler, işimiz düştüğünde konuştuk..

Asyranta (25 yaşında) 6 ay önce yazdı:

Instagramı sadece sanat sepet işlerimi paylaşmak, kedi/köpek videoları izlemek, geyik yapmak ve astroloji için kullandığıma o kadar memnunum ki. Keza Twitter'ı da.

Dünyada gerçekten, ciddi anlamda özenilecek, kıskanılacak kadar zevk ve kalite sahibi insan o kadar az ki. Belirli -ünlü- insanlar ne giyiyorsa, ne takıyorsa, saçını hangi model yapıyorsa bizim de onlara benzememizi istiyor birileri. Yaşam tarzı olarak da. Benzemezsek demode olarak görülüyoruz, dışlanıyoruz, bunların sonucunda aynada gördüğümüz o kadını çirkin bulmaya başlıyoruz, hayatımız aşırı tatsız gelmeye başlıyor, böyle hissettiriliyoruz.

İnsanları -kadınları :)-her zaman belirli bir kategoriye dahil etmek istedikleri o sistem tıkırında işliyor doğrusu. Uymazsan marjinalsindir, şöylesindir böylesindir -yine kategorize etmeler başlar-

Ergenlik çağında zayıf, manken gibi vücuda sahip olan kadınları kıskanırdım, yalan yok. (Bok vardı, çok önemliydi sanki) Bu yüzden ölümüne spor yapıp, incelip, o ergen kafamla sevdiğim çocuk beni beğensin diye güzelleşmek için hırs yapmıştım. Bunu başardım. Kendi güzelliğimin farkına varıp o kıskançlığı aştıktan sonra çevresi tarafından sevilen, değer gören, her haliyle kabul edilen kadınlara imrenmeye başladım. İmrenmek diyorum, "onlar sevilmesin, sadece ben sevileyim" demek yerine onlar gibi ben de sevilmek istedim.

En çok bu grup oturdu içime. Zira sevgililerimi bırak, anne ve babamın bana olan sevgisi bile her daim bir şarta bağlı oldu. O içtenliğimi, çocuksu halimi törpülediğim, beni ben yapan spontan davranışları bıraktığım sürece istenen (!) bir kız evlat oldum. Sindirildiğim müddetçe. Yaptıkları yine son bulmadı, ne yapsam onların o öfkesini, memnuniyetsizliğini bastıramadım, onlarla anlaşmayı, gözlerine girmeyi başaramadım. Özgüven hiç de kolay gelmedi bana. Hiç.

Geçen gün annem "Gülme o kadar, fotoğraf çekilirken çok sırıtıyorsun, başkalarına yaranıyorsun" deyip anneannemin canını sıktı.

Beni ise aksine, fotoğraflarda güldürmek için uğraşır. Gülmem, onun yap dediği hiçbir şey umurumda değil. Onun yaşayışına, beğenisine uymayan herkes ve her şey iğrençtir, berbattır, çok çirkindir, insanlar onun beğendiği, kendi kafasında düşlediği şekilde davranmalı, herkes ona hizmet etmeli...

70 küsür yaşında, ayakta zor duran annesi ona yemek yapmadığı için kavga etti, "aç kaldım" diye yakındı, kalkıp kendine bir sandviç yapmayı bile düşünmemişti. İnanabiliyor musun?

Artık anneannemle kalıyorum bir süredir, nedenini tahmin edersin Cıvıtık. Annem etrafındaki herkesi o kadar çok üzdü ki, ve bunun farkında olamayacak kadar bencil hala.

Onca ailevi sıkıntıya rağmen spor, dersler, sanat, çevre vs derken kendi hayatımda bir düzen oturtmaya çok odaklandığım yıllarda, insanların ne kadar ona buna özenmeye meraklı ve çevrenin onayına/beğenisine muhtaç davrandığını fark ettiğimden beri kıskançlık ve imrenme mevzularını bıraktım, birileriyle yarışma düşüncesini de böyle aştım. 

İnsanlar birbiri için ilişki yaşıyor, birbiri için giyiniyor, birbiri için bu hayatı yaşıyor, evlendikleri adamı/kadını da kıymetli bir ürün gibi görüyorlar. Hayatları taklitten ve özenmekten ibaret olduğu için ne onları ciddiye alıyor, ne onlardan bir şeyler öğrenebileceğimi hissediyor, ne de onların beni kabul edeceği, beğeneceği şekilde davranmayı ve konuşmayı umursuyorum.

Özellikle kadınlarda her daim görüyorum; güzel ve tatlı huylu bir kadın olsa da fiziksel-mental açıdan kendini kabullenememe, onay arama, başkalarından kendini üstün görme, en sevilen, en memnun edilen, en iyi kocaya sahip olma ihtiyacı, buna sahip olanlara duyulan sonu gelmeyen haset. Kız arkadaşlarımın çoğunda fark ediyorum, en yakınımda ise annemde.

Fesatlık etmeleri için ortada bir partner olması da gerekmiyor. O da dahil birçoğu bana kötü bir evliliğim olacağını, kocamın aldatacağını veya dul kalacağımı falan söylüyor. Ortada kocanın k'si yokken... Noluyoruz ya?

Böyle insanlar ortada -illa aşk olması da gerekmez- hayatın herhangi bir alanında, kendisinden daha iyi durumda olduğunu düşündüğü, bazı açılardan daha güçlü bulduğu başka bir kadın varsa -bu kendi kızı bile olabilir- tereddütsüzce ufak ufak laflarla onu aşağı çekmeye çalışır, çekemezse de kendi tecrübesiyle böbürlenir. Hiçbir şey yapamazsa moral bozar, dışlar, yanından uzaklaştırır, konuşurken dinlemez, sözünü keser.

Hiç unutmam, bir arkadaşım siyahi bir erkekle tutkulu bir ilişki yaşadığımı öğrendikten sonra kendi cinsel hayatını benimkiyle yarıştırma çabalarına girmişti. Yazarken bile absürt geliyor. "Benim sevgilim de bunları bunları yapıyor yatakta...Hıhh beni pahalı otellere götürüyor" diyordu. Hiç anlam veremeyip, bozuntuya da vermeyip araya mesafe koymuştum. Pahalı otellerde sevişmek yaramamış olacak ki depresyonda şu an.

Çok az kadınla samimiyim tüm bu durumlar yüzünden.

Çoğunluğu beni sinsirella gibi görür zaten, tanımasa da güvenilmez bulur, araya mesafe koyar ilk başta veya yarıştırabileceği alanlarda sidik yarıştırır. Hemcinslerimin bu davranışlarına o kadar alışığım ki.

Hakiki sinsirellaların yanına giderler, onlara yaranır arkadaş olurlar, tekmeyi yedikten sonra nedense ben başta arkadaşlığının kıymeti bilinmemiş, soğuk duran ama aslında iyi olan o kafa kız oluveririm gözlerinde. Nasıl kazık yedikleri konusunda dert yanarlar, bıyık altından aptallıklarına gülerim. Benim derdimi dinlemedikleri sürece dert dinleme olayını da bıraktım gerçi.

Sonra da ben araya mesafe koyarım çünkü böyleleri bende saygı veya güven uyandırmıyor. Arkamdan da ister kötü, ister soğuk nevale desinler. İnsanların hakkımda söylediklerini de -senin bana verdiğin tavsiyeler gibi faydası olabilecek ve mantıklı şeyler değilse eğer- soğukkanlılıkla, umursamazlıkla karşılıyorum. Hakkımın yendiğini veya açıkça küçük düşürüldüğümü fark edince kendimi sert bir şekilde savunmak zorunda kalabiliyorum. Hayat... Daha tanımadan konuşmadan hakkımda korkunç peşin yargılara varmayan, tanıma ve anlaşma amacıyla yaklaşan insanlarla muhatap olmaya gayret ediyorum. "Sen şöylesin, böylesin, şöyle psikopatsın" diyenlerden arkama bakmadan kaçıyorum.

Seninle de hemfikir olmadığım bazı konular olabilir ancak dikkate aldığım nadir insanlardansın Cıvıtık.

<3

Mantıklı Kadın 6 ay önce yazdı:

Merhaba Asyranta,

Yazıların için teşekkür ederim, okudum ikisini de. İçini dökmene vesile oluyorum galiba :)

Bu yazıda yazdığın bazı şeylere bir not düşeyim:

"Zira sevgililerimi bırak, anne ve babamın bana olan sevgisi bile her daim bir şarta bağlı oldu. O içtenliğimi, çocuksu halimi törpülediğim, beni ben yapan spontan davranışları bıraktığım sürece istenen (!) bir kız evlat oldum. Sindirildiğim müddetçe. Yaptıkları yine son bulmadı, ne yapsam onların o öfkesini, memnuniyetsizliğini bastıramadım, onlarla anlaşmayı, gözlerine girmeyi başaramadım.

Onun yaşayışına, beğenisine uymayan herkes ve her şey iğrençtir, berbattır, çok çirkindir, insanlar onun beğendiği, kendi kafasında düşlediği şekilde davranmalı, herkes ona hizmet etmeli...

Annem etrafındaki herkesi o kadar çok üzdü ki, ve bunun farkında olamayacak kadar bencil hala."

Burada anlattıkların narsisizm ile belirgin derecede uyumlu. Buradaki yazılarda gördüğüm bazı anektodları hatırlattı, okumanı öneririm.

Asyranta (25 yaşında) 6 ay önce yazdı:

Senin sayfana gelmek ve bir şeyler yazmak henüz keşfedilmemiş, insan eli değmemiş, denizin dibindeki taşları görebildiğim bir koyun derinliklerinde yüzmek gibi hissettiriyor. Burada tamamen kendimim. Yani evet, ilginçtir ki buna vesile oluyorsun. Bir parçam da burada hikayesi benimkine benzeyen insanların düştüğüm hatalara düşmemesini istiyor sanki.

Şu yaşıma kadar bir tek daddy issues'um var zannederken yaşadığım farkındalığa diyecek yok ahahah

Okudum, evet yazılanların birçoğu uyuyor. İnşallah uymuyordur diye ümit edip açtım, okudum, uyuyor... Duygularımı önemsiz görmesi, dinlememesi, korkularımı ve kaygılarımı saçma bulması, aşırı memnuniyetsizliği, bir süreliğine ilgilenir gibi görünmesi, istediğim şeyleri satın alıp gönlümü yaptıktan vs sonra tümden umursamayı bırakması... İnan bunları aştım bile sayılır, sadece ileride kendi çocuğuma ister istemez böyle davranmamak için her türlü yardımı alacağım, her ne gerekiyorsa.

Devamını yazdım ama "Başkalarıyla Yarışma Belası" yazına alakasız kaçtığı için sildim. Aileyle ilgili yazılarından birinin altında anlatayım bir ara.

<3

moon (27 yaşında) 9 ay önce yazdı:

İçimi dökmek istiyorum. 25 yaşında kendimi hayal ettiğim bir yer vardı hayat olarak. Olmadı. Ülke şartları, dünya şartları derken kendi istediğim şartlara getiremedim bir türlü. 

Sürekli başarıya, ödüle, derecelere o kadar alıştım ki şu son üç yıl kpss ile uğraşırken bir anda yaşlandım gibi oldu. Kendime 3 kez deneme hakkı vermiştim. 3 kez denedim ve belli ki olmayacak. Maalesef bakanlık süreci öyle kötü yönetti ki, başvurduğum özel sektördeki işlerden bile kesin atanırsın sen orayı bekle diye dönüt alırken bir anda yine işsiz kaldım. İki taraftan da. 

İş benim için o kadar önemli değildi, hayallerime giden yol için sermaye biriktirme alanıydı. Ama çalışınca başarmaya alışan ben, sistemin berbatlığı ve benim dışımda gelişen şeylerden dolayı başarısızlık sonucunu kaldıramadım. Daha da çok hırs yaptım ve kendimi yıprattım. Çünkü hayatımda ilk defa başarısız oldum ama en olmamam gereken zamanda ve kısımda diye düşündüm bunu. 

İş ertelenip durunca eş de ertelenip durdu bir şekilde. Belki de benim yüzümden, bilmiyorum. Ama sonuçlar bu şekilde gelişti.

Şimdi bunların bende açtığı yere gelecek olursam. Mesleki anlamda tükenmiş hissediyorum. Çalışmaya başlayamadığım için de (onlıne yaptığım işler hariç) bu bende şöyle bir şeye evrildi. Kaygılıyım işimle alakalı. Danışanlarla seans yaparken acaba doğru mu yapıyorum diye bile sürekli kendimi sorgular oldum. Yani sürekli bir acaba yanlış mı biliyorum diye bir şüphe var içimde. Yaptığım şeyden emin olamıyorum. Gerek hizmet sunduğum kitleden, gerek meslektaşlarımdan güzel dönütler aldım alıyorum. Hocalarım da hakeza. Ama o korku var içimde. İşi yapmadan işi öğrenenemezsin çünkü. Şuan ne işi yapıyorum ne yapmıyorum. Saçma sapan bir aralıkta kalıverdim. Kendimden yüksek beklentilerim vardı, kendime karşı bile mahcubum. Bu süreçte özgüvenim de zedelendi, tamir ederim ama zedelendi yani ne yalan söyliyim. Bu özgüvensizlik başka alanlara da sıçradı. Çünkü bulaşıcıdır bu.

Sonuç olarak bu yaşlar öyle yaşlar ki. Bilmesem hata yapsam yaşıma verilir mi bilmiyorum. Her şeyi bilmem gerekirdi de bilmiyorum mu, hayır o da değil bence. Çünkü hep çok çalıştım gayret ettim. İsteyerek severek ve mutlu da olarak yaptım. Ama artık kaygıyla yapıyorum. Ödüllendirilmemiş olmanın verdiği bir tükenmişlik de vardır belki bilmiyorum. 

Herkes yaşarken, işini icra ederken çok profesyonel görünüyor. Belki ben de öyle görünüyorum bilmiyorum. Herkes çok gezmiş okumuş görmüş. Lınkedin hesapları desen o biçim. Kendimi başarısız ve bilgisiz hissediyorum. Realist tarafım bunun böyle olmadığına kanıtlar bulsa da o korku hep içimde. Herkes böyle midir acaba, herkes çok bilerek mi yapar işini, yaşar hayatını

Mantıklı Kadın 9 ay önce yazdı:

Moon,

Birinci söyleyeceğim şey, hayatı böyle kabullenmen gerekeceği ve eğer gerçekten kabullenebilip de kendini akışa bırakabilirsen, hayatın sana ummadığın ve seveceğin başka bir yol çizeceği. Ancak o sevgiyi hissedebilmek için geçmişle dövüşmeyi bırakmalısın. Kendine zaman ver, şimdi bu acıyı yaşaman normal, bir süre sonra eski hayallerin canını o kadar acıtmayacak, göreceksin.

İkincisi, bu karşılaştırma illetinden kurtulmalısın. Çok fena bir bela bu. Benzeri de bana instagramda çok vakit geçirdiğimde oluyor. Normalde kendimi bakımlı bulan, eskisine göre çok mesafe kat etmiş biriyim ancak ig'de çok vakit geçirdiğim zaman fiziğimde, cildimde bir ton kusur bulabilmeye başlıyorum ve 939838 tane krem-ilaç alasım geliyor. Tamamen karşılaştırmadan kaynaklı. Üstelik bu yüzeysel bir karşılaştırma da oluyor çünkü kimsenin aslını bilmiyorsun aslında. 

Mantığın sana doğruları söylüyor. Onu dinlemeye devam et.

moon (27 yaşında) 9 ay önce yazdı:

Bunun için elimden geleni yapacağım. Hayal kırıklığım geçsin hele bir, yeniden hayaller kurmayı deneyeceğim. İyi ki varsın, teşekkür ederim, çok. 

monster (21 yaşında) 2 yıl önce yazdı:

derse veya herhangi bir şeye odaklanma konusunda sıkıntı yaşıyorum bu sıralar mindfulness, meditasyon gibi şeyler yapıyorum ama yeni başlamadan olsa gerek çok bir etkisi olmadı henüz. sizin odaklanma, dikkati geliştirme konusunda önerebileceğiniz bir şey var mı? bununla ilgili veya yazı bulamadım soruyu sorabilecek en alakalı yer de burası gibi geldi:)

Mantıklı Kadın 2 yıl önce yazdı:

Herhalde bilinçli yetiştirilmemden ötürü dikkat konusunda hiç sıkıntı çekmediğim için bu bilgisiz olduğum bir alan. Ancak twitter'da @bmutluseferoglu hesabını takip etmenizi öneririm, kendisi bu konular üstüne eğilen bir kişi. Kolaylıklar dilerim.