Anneliğin Değişkenliği
Annelik nasıl bir şey derseniz size en genel geçer verebileceğim cevap anneliğin çok değişken bir şey olduğu arkadaşlar. Gebeyken ayrı, lohusayken ayrı, çocuğunuz tamamen size bağlıyken ayrı, çocuklarınız biraz büyüyüp de okulda çok zaman geçirdiklerinden itibaren ayrı bir anne olacaksınız. Hem psikolojiniz, hem de bedeniniz değişmeye ve umarım ki iyileşmeye devam edecek.
Annelik ne tamamen olumlu bir tecrübe, ne de olumsuz. Şunda hepimiz hemfikiriz ki annelik çok büyük, çok baskın bir tecrübe. Bu yüzden bu konuda endişe duymanız doğal. Ancak daha önceki yazılarımda da dediğim gibi, annelik gücü kendisiyle birlikte yüklenen bir serüven, yeter ki siz bunu göğüslemeyi kabul edin.
Evet, konu tabi ki size birazcık bakacak. Ya anneliğiyle ve onun getirdikleri yüklerle savaşan, buna isyan eden bir anne olacaksınız; ya da bu yüklere meydan okuyan, böylece "ağırlık çalışan" ve güçlenen bir anne.
Tek mesele sizin algınızı yönetmeye çalışmanız değil tabi ki. Benim çevrede gördüğüm, günümüz anneleri için süreci katıksız olarak zorlaştıran bazı konular var, bunlardan tercihli biçimde uzak durmaya çalışmanız da anneliğin üzerinizdeki yükünü hafifletecektir.
Birinci konu, planlı sezaryen. Bu kötülüğü kadınlarımıza yaşatmayı toplum ne ara bu kadar kanıksadı bilmiyorum. Bakın planlı sezaryene karşı olmak hükümet yandaşı olmak demek değil. Hükümet bir şeyi savunuyor diye ona karşı çıkma dürtünüzü bir kenara bırakın ve beni dinleyin hele.
Doğum türlerini karşılaştırdığım yazımda iki doğum türünü de tecrübe ettiğimden bahsetmiştim. Zaten insan bilgiyi sadece kendi tecrübesinden de edinmez, çevremde doğum yapan ve lohusalık süreçlerinden itibaren yakından gözlemlediğim de birçok kadın oldu bu hayatta.
Planlı sezaryenin anneye yarattığı problem, emzirmek gibi vücudumuzun yapmaya zaten programlı olduğu doğal bir kolaylığı bozması ve ilk annelik aylarının zorluğunu ve zaten varolacak uykusuzluğu 3'e katlaması.
Açıklayalım. Sancı sırasında sadece rahim ağzı açılıp esnemez. Sancı aynı zamanda vücudu doğum sonrasına hazırlayan hormonların salgılandığı bir süreçtir. Süt üretimi zaten başlamıştır memelerde ama sütün atılmasını sağlayan hormon oksitosindir. Evet oksitosin. Yani hem bağlanmayı sağlayan, hem de sancının olmasını sağlayan hormon. Yapay sancı dediğin de oksitosinin dışarıdan verilmesidir mesela.
Hah, şimdi bu bilgiyi alalım. Sancı olup da doğum yaptığınızda, vücut bebeğin dışarı çıkıp artık beslenmeye ihtiyacı olduğunu tüm hücreleriyle bilir. Hatta sancı sırasında adrenalin ve kortizol gibi enerji sağlayan ve güç veren hormonlar da salgılandığı için çok enerjik, uyanık hissedersiniz. Zaten doğum yapmış annenin uyuyamayıp çevredekilerin uyuduğu vakalar da bu yüzden yaşanır, bunlar tesadüf değil. Anne, emzirmeye hemen başlayabilir. Bebek de annenin hormonlarından tattığı için o da daha uyanık olur ve memeyi tutar.
Sancı yaşanmadan bebek dışarı çıktığında ise süt vücuttan hemen atılamaz zira emzirmeye tarafları hazırlayan süreç yaşanmamış olur. Anne zaten çok büyük operasyon atlattığı ve narkozun etkisinden dolayı emzirecek durumda olmaz. Bebek de ilk günlerine mama ile başlar. Aaaa mama ne kadar zararlı, zehirli demiyorum. Sorun şu: biberon veya kaşıkla da verilse mama memeden daha doyurucu, daha tatminkardır. Bir kere mama ile beslenmeye başlayan bebeğin meme tutma isteği azalıyor. Memeye sinirleniyor ve mamayı bekliyorlar.
E abla o kadar zararlı da olduğunu düşünmüyorsan mamayla da devam etsin işte, ne var? Zor ablacım. Mama hazırlamak, fazla sütünüzü sağmak, bunları bebeğe vereceğiniz zaman ısıtmak, kapları yıkamak-dezenfekte etmek... Bunlar o kadar çok ekstra emekler ki. Memede bu zahmetlerin hiçbiri yok. Zaten ideal sıcaklıkta ve steril. Bebek beslenmek istediği zaman tek yapmanız gereken onu kucağınıza alıp meme ucunu tutturmak.
Babaların gece emzirmeye yardım etmesi diye bir şey çıktı mesela? Neden, bu yüzden. Anne dikişli zaten. Kalkacak da mutfağa gidecek de buzdolabından çıkaracak da ısıtacak da bebeğe mama verecek. Şu zahmete bakar mısınız? Tabi ki baba yardım edecek böyle bir durumda. Anne emzirebiliyorken emek ne peki? Bebek mızırdandığında komodindeki ışığı aç, yastığını yükselt, yatağından bile çıkman gerekmeden yanındaki beşikten bebeği kucağına alıp emzir, gazını çıkar yatır. Soğumadın bile.
Yani sezaryen olacaksa bile sancıya bırakılmayıp planlanması, sonraki aylar boyunca sizin kulağınızı yakındaki elinizle değil uzaktaki elinizle tutmak zorunda kalmanızla sonuçlanıyor. Doktorların umrunda bile değil çünkü süreci onlar çekmiyorlar.
İkinci günümüz zorluğu "fazla bilinçli anne olmak". Yok bebek gelişimi, yok bebek psikolojisi, yok bebeğime ne yapıyorum... Bunlar önemli ancak annelik içgüdüsel olarak da kavrayabileceğiniz bir şey. Fazla düşünen, fazla hesaplayan annelerde içgüdüsel rehberlik duyulamaz hale geliyor ve anne kendi kendini anneliğin altında boğuyor.
Tabi ki hiçbirimizin ailesi mükemmel olmadığı için hepimizin huylarında, karakterinde ebeveynlerimizden devşirdiğimiz bozukluklar var. Aynı döngüleri çocuğumuza yaşatmamak için bir miktar farkındalık da gerekli. Nerede annemize benzer sorunlu davranışlar gösteriyoruz, nerede göstermiyoruz...
Ancak kantarın topuzunun kaçabildiğini unutmamak, ne kadar düşünürsem o kadar iyi bir anne olurum, ne kadar psikolojiye dikkat edersem o kadar sağlıklı çocuk yetiştiririm, büyüklerin söyledikleri şeyler safsata o yüzden her şeyi kitaplardan öğrenmeliyim gibi inanışlara kapılmamak lazım. Zira bizler o kadar hassas ayarlar yapmaya haiz olmadığımız (yani bir yandan yapayım derken öbür taraftan bozacağımız) gibi çocuklar da o kadar kırılgan değilller, daha dayanıklılar. Biz yetişkinliğimize ailelerimizin kusurlarına rağmen gelebildiğimiz gibi onlar da bizim hatalarımıza rağmen güzel bir hayat kurabilecekler. Ayrıca, günümüz çiftleri az çocuk yaptığı için öncekilerin vakıf olduğu bazı kavramları bilmiyorlar, örneğin mizaç. Bir, bilemedin iki çocuk yapan kişiler sanıyor ki çocuk dediğin hamur gibidir, o tamamen benim eserim, ben yoğurdum onu, benim verdiğim imkanlarla ben şekillendirdim... Ancak daha fazla çocuğunuz olduğunda gözlemliyorsunuz ki ve hayat sizi biraz mütevazılaştırıyor, her çocuk kendi eğilimleriyle gelen ve kendi yolunu çizen bir dünya ve onun hayatı üzerinde haşa düşündüğünüz kadar da kontrol sahibi falan değilsiniz. Bu kontrol illüzyonu da tesadüf değil bu arada. Bizlere çocuğu tamamen senin şekillendirdiğin hissi kasıtlı olarak verildi ve meyvesi de alındı, gördüğünüz gibi çocuğun hayatını tamamen şekillendirdiği sorumluluğu yüklenen yeni ebevenyler çocuk falan yapamıyorlar, çünkü sorumluluğun fazlası onun inkarını getirir.
Yani biraz rahat olun. Sürece biraz teslim olmayı bilmek, rahatlığın dozu kaçtığında ise toparlamayı bilmek lazım, yani her zaman olduğu gibi ölçü... Annelik illa sizi ezip geçmeyecek, yaşlandırmayacak, çirkinleştirmeyecek ama bunların olmaması için bir miktar mücadele etmeniz gerekecek, evet. Ancak bu mücadelenin dozu dediğim gibi hem sizin doğru yaklaşımınızla, hem de çocuğun size olan bağımlılığıyla paralel biçimde azalacak.
Azalınca da bir bakmışsınız ki hem gücünüz artmış, hem de yeni skiller edinmişsiniz. Mesela benim duygusal gücüme, sabrıma, insanlardaki farklılıkları kabullenişime, öfke kontrolüme anneliğin yadsınamaz katkısı oldu.
Ya multitasking yeteneğine ne demeli? Birkaç çocuğu ve evi idare edebildikten sonra yetişkin insanlarla olan görevler emin olun daha basit geliyor insana. Benim katıldığım gibi, eğer yetişkinlerin geldiği bir kursa katıldıysanız kursta öğrenmede sıyrılan 30, 40'lı yaşlarındaki anne figürünü görmüşsünüzdür. Çünkü neden? Beynin düzene koyma kapasitesi artıyor. Küçük ve söz dinlemez insancıkları yönetebilenler büyüklük dertleriyle daha kolay baş ediyor.
Anneliğin bereket olma statüsü sadece bir bedenden birçok çocuk üretebilmekten değil, daha önce yapabileceğini dahi bilmediğin becerileri sana katmasından geliyor olsa gerek.
Neyse, tabi ki toz pembe değil. Annelik konusu biraz etkinlik-geziler ile anı biriktirmek ve ev borcuna girip sonunda ev sahibi olmak tartışmasına benziyor. Anne olmazsan hayatın tamamiyle sana kalır, onu sadece kendi istediğin gibi yaşayabilirsin ancak günün sonunda elinde pek de somut denecek bir değer olmaz. Ev alırsan da çeşitlilik elde edemez ve kendini kısıtlarsın ancak gün sonunda bir tapun olur, yaşlılıkta kira korkusu çekmezsin. Bunlardan hangisini tercih edeceğiniz önceden belirleniyor mu, orasından emin değilim.
Yorumlar
Henüz bu içeriğe yorum girilmedi.