Bunu Anlarsanız Rahatlarsınız
Şimdi size insanın algısıyla ve kendi zihninin sınırlarından kurtulup düşünebilmekle ilgili bir yazı yazacağım. Çünkü hayatı sürdürmekte, kendine problem yaratmamakta ve önüne bakmakta işe çok yarayan bir meziyet bu.
Tabi ki önce bilgilendirmeler. Blogu takip edenlerin ödediği bir bedel bu :D Son 1,5 aydır son senelerde hiç yapmadığım kadar kendimi saldım. Öyle böyle değil. 5 sene önce kendimi dipten çıkarmaya karar verdiğim halime yaklaştım neredeyse. Neden? Bilmem. Yoruldum. Evet disiplinliyim, evet alışkanlıklarımı inşa ettim ama ben de insanım be ya. 1 ay spor yapmadım, hiçbir türünü, kötü besleniyorum, nutella yiyorum, saç masajını bakımı saldım, cilt bakımını atlata atlata gittim, günlük makyajı bıraktım, kötü giyindim, gevşedim bi böyle. Arada aile işlerine koştururken iyiydim ama herhalde bu işler beni strese soktu ki öncesinde ve sonrasında anlattığım gibi kötüydüm. Neyse, düşüşler iyidir çünkü çıkışı vardır. Bundan sonrası yukarı inşallah. Dün yeniden ilk kez hem de bıraktığım ağırlıklarda antrenman yapabildim. Benim en büyük destekçim egzersiz hormonları oluyor. Dipte hissedenlere hep derim, tüm listeyi bırakın, ilk işiniz yürüyüş veya egzersiz. Gerisi gelir.
Eh madem eski uğraşlara dönüyoruz, yazı da yazalım bari dedim ve işte buradayım. Bugün yazmak istediğim şey, bizlerin mecburiyetlerimizi ne kadar ağır algıladığımız, rahat olduğumuz konularda ise ne kadar ileri derece boşverebildiğimiz; buna karşın başka insanların mecburiyetlerini ne kadar hafif algıladığımız ve onların rahat olduğu konuları ise ne derece önemli atfedebildiğimiz.
Herkese kendi yükü önemlidir. Herkese, kendi işleri ağır gelir. Herkese, başkasının yükleri hafif gelir. Yük demeyin de dert deyin. Dert demeyin de sorumluluk deyin.
Kendini karşının yerine koyabilmek gerçekten önemli bir haslettir ve bunu çoğu zaman his düzleminde yeterince yapamayız bile, düşünerek, mantığımızı kullanarak anlayabiliriz başkasının durumunu. Pek çok insan ise ikincisini yapmaktan bile acizdir. İlişki yürütebilmek için ise bu özellik vazgeçilmezdir, buna sahip olmayanlar ya terk edilmekle ya da çaresiz durumda kalan karşı tarafa zulmetmekle geçirirler ömürlerini.
Daha somut mu anlatayım? Bir çiftimizi ele alalım. Çatışma alanları da ev işi ve meslek hayatı olsun. Kadının asli görevi ev işi, erkeğin asli görevi de mesleki görevler ve geçindirmek olsun, birbirlerine kendi asli görevlerinde yardım eden bir çift hayal edelim.
Şimdi asli görev konusuna takılanlar olacak ve bu çağımızın hastalığı.
Ey insanlar! Çoğu insanın asli yükü vardır, çünkü bunu belirlemek yararlıdır. Bir kişi, asli görevi hakkında hem daha çok hakimiyete ve beceriye, hem de daha çok zihinsel yüke sahip olur. Bir insanın her yaptığı şeyi birbirine aynı ağırlıkta, aynı beceride sürekli denk tutarak yapması pek mümkün değildir, eğer bir kişi tüm sorumluluklarını benzer bir seviyede gerçekleştirmeyi hedeflerse de zaten bu; sorumluluklarını birine ağırlık verdiği senaryonun aksine daha özensizce yapmayı kabul ettiği anlamına gelir.
Aynen ilişkiler veya tabak çevirmek gibi. Eğer tek eşli bir ilişki istiyorsan karşındakiyle daha doyurucu bir ilişki yaşar ancak ona daha fazla emek, ihtimam göstermek zorunda kalırsın. Eğer bir kişiye değer vermek, ihtimam göstermek istemiyorsan da tek eşli ilişki sürdüremezsin, hayatından sürekli pek değer vermediğin, kim olduğu fark etmez tiplerin geçmesine razı olmak zorundasındır.
Peki madem yararlı, insanlar neden bundan kaçıp herkes her şeyi birbiri gibi yapsın istiyorlar? Bu yazının konusunu beceremeyenlerden oldukları için.
Hala somutlaştıramıyorum, tekrar deneyeyim :D Asli görev dedik. Şimdi kadının zihninde, ev işleri çok önemli bir yer tutuyor, bu yüzden de bir stres kaynağı. Bu konuyla ilgili bir zihin yükü var, sürekli planlama yapıyor, kendi sağlık durumuna, meşguliyetlerine, enerjisine göre işlerini nasıl ayarlayabileceğini hesaplayıp duruyor. Erkek için asli yük ev işi olmadığı için, onun zihin dünyası ve öncelikleri aynı şekilde sıralanmış değil. Dolayısıyla, kadın için belli bir işin zamanında yapılması onun için çok önemli, çünkü bu bir domino taşı gibi, ama erkek için aynı şekilde önemli değil. Bu da çift arasında çatışma yaratıyor, kadın işlerin hallolmaması konusunda erkeğe kızıyor.
Benzer şekilde, bazen kadın, kendi planlamasında rahat bir alan gördüğü zaman kendi işlerini savsaklayabiliyor, kendine bir dinlenme alanı yaratıyor ve bunun için -idealde- kendini cezalandırmıyor. Kendi şartlarını ve geleceği az çok biliyor çünkü. Erkek ise kadının işleri konusunda bir rahatlık gösterdiğinde, bu kadına batıyor ve erkek anlamıyor. Sen de rahatsın, sen de aynı şekilde dağıtıyorsun, ben rahat davranınca neden sorun oluyor diyor.
Simetriğini konuşalım. Erkeğin kafası sürekli geçinmekle meşgul. Ekonomik planlamalar yapıyor, ekstra kaynak yaratma planlarını düşünüyor, iş yerinde memnun olmadığı bir şeyi dert ediyor, önündeki mesleki bir engeli nasıl geçeceğini hesaplıyor vesaire. Erkeğin de kendi asli yüküyle ilgili devasa bir zihin yükü oluyor ama kadının bundan o kadar haberi yok çünkü nasıl olsun? Erkek, kadından belli harcamaları yapmamasını istiyor, kadın erkeği cimri etiketliyor, kadın neden erkeğin para konusunda bu kadar korumacı olduğunu anlayamıyor. Erkek, kadının neden kendisi gibi harcamaktan çekinen bir zihin yapısına sahip olmadığını anlayamıyor, kadının talep rahatlığı erkeğe batıyor çünkü onun planlamalarını alt üst ediyor. Erkek, ekonomik planlamasında bir iyileşme gördüğü anda belki de senelerdir beklettiği bir masraf yapıyor, yani rahat davranıyor çünkü kendi planı, kendi biliyor; bu sefer kadın kendine rahat davranılmamış zamanları daha büyük sorun ediyor.
Sağlıklı bir ailede dahi çatışmasızlık mümkün değildir, çünkü illa ki iç dünyalarımız birbirinden farklıdır ve karşı tarafı anlamak ve ona kendimizi anlatabilmek için emek gerekir. Yazıda da belirttiğim gibi insan kendinin olana karşı daha hassas, başkasınınkine ise daha duyarsız olmaya eğilimlidir. Bu eğilimimizin farkında olmak geçinme becerisinin en temel gerekliliklerinden biri. Kişinin sizle aynı olmasını beklemek değil, farklı olsa da günün sonunda onu hoş görmek ve onun da sizi hoş göreceğini bilmek, birbirinizi anlamak, birbirinizin hassasiyetine göre davranışlarınızı ve beklentilerinizi düzenlemek.
Bu örnekte kadın sürekli olarak erkeğin kendisine yeterince destek olmadığı, erkeğin bir şeyleri umursamadığı dolayısıyla erkeğin kendisini sevmediği gibi düşüncelere saplanırsa; erkek sürekli kadının savurgan olduğu, kadının sorumsuz olduğu dolayısıyla kadının kendisini sevmediği gibi düşüncelere saplanırsa bu ilişki biter, hem de boşu boşuna bitmiş olur. Çünkü bu konudaki beklentilerin karşılanmaması yazıda anlattığım üzere, doğaldır. Bütün gün temizlik yapan bir kadın, berbat bir iş günü geçirip gelen adamın ceketini çıkarıp koltuğa bırakmasından gerildiğinde bir kavga yaşanır ama aslında ortada bir suçlu yoktur, karşınızdakini anladığınızda.
Olum günümüz insanı niye şu ilmi konuşmak yerine sürekli herkes birbirinden ayrı ve birbirinin aynı organizmalar olsun diye uğraşıp duruyor yauu?
İnsan olmak kolay değil ama insanlığını kullanabilirsen o kadar güzel ki.
Hadi ben çöküşlerden yükselişlere, kıpss...
Yorumlar
Henüz bu içeriğe yorum girilmedi.