Tatile Eşsiz gitmek

İlişkiler

Düzenli aralıklarla popüler olan diğer bir ilişki konusu üzerine yazayım: evli veya sevgilisi olan kişinin partneri olmadan, kendi başına veya arkadaşlarıyla tatile gitmesi. 

Bir kere, artık iyiden iyiye ben bu konularda operasyon çekildiği kanısına vardım. Belki de fikir zehirlenmesi yaşıyorum, nihayetinde bilemeyeceğim, ama sürekli olarak kadın-erkek, bekaret, gavatlık, mağara, yakın karşı cins arkadaş, bu yazının konusu gibi tatile eşsiz gitmek vesaire vesaire konularının kadın ve erkeği birbirine düşman edici şekilde ortaya sunulmasının tesadüf olduğuna inanamıyorum. Yok oradan mağduriyet hikayeleri, buralardan aldatma hikayeleri, oradan zar diktirme hikayeleri, millet anlatıyor da anlatıyor. Dıdısının dıdısının dıdısına da şu olmuş da bu olmuş...Valla inanırken dikkat edin arkadaşlar.

Şimdi, gelelim konumuza. Bu konuyu birkaç yerden ele alacağım, insanların ele alışlarını da değerlendireceğim. Bu konuyu yazmaya karar verdiğim şeyi anlatayım öncelikle. Birkaç akşam önce benim en büyük, bir arkadaşına yatıya gitti. Geldi. Her zaman olduğu gibi ev düzeninden kopuk, kafası dağınık biçimde geri döndü ve bir şey istediğimizde bir süre hırçın davrandı, duyguları regüle olana kadar. 

Bu, çocuklar vasıtasıyla insan psikolojisinde düzenli olarak gözlemleyebildiğim bir patern. Aynı şeyi bir müsabaka için birkaç gün sıkı antrenman yapıp şehir dışında yarışa gittikten sonra da yaşıyoruz. Yaptığın bir aktivite anını, zihnini yoğun olarak bir süre doldurduğunda, oradan dönsen bile odağın orada kalıyor. Oraya dair bir şeyleri düşünüp duruyorsun ve tabi ne düşündüğünü, oradaki tecrübeni tüm yönleriyle anlatmak mümkün olmadığı gibi yorucu. 

Yani, seyahat çevrendeki insanlarla küçük bir duygusal-zihinsel kopukluk oluşturuyor, bu bir gerçek. Bu iyi bir şey mi, kötü bir şey mi?

Hadi lincinizi alayım, bence kadın için kötü bir şey, erkek içinse iyi bir şey.

Haydaaaaa, neden be abla?

Çünkü, kadınlar kendilerine talep daha çok olduğu için genel itibariyle kadın-erkek ilişkilerinde bolluk psikolojisine, erkekler ise kendilerine talep az olduğu için yokluk psikolojisine yatkınlardır. Ortalama olarak, kadınlar ilişkilerinden uzaklaşmaya, kopmaya yönelik içsel bir eğilim yaşarken erkekler de partnerine yapışmaya, terk edilmekten korkmaya yönelik eğilim gösterirler. Tabi ki fuckboy eskisi erkekle sevgili olmuş bir kadının veya kaygılı bağlanma stilinde bir kadınla sevgili olmuş erkeğin tecrübesi böyle olmayabilir ama dediğim gibi, evrimsel eğilimlere bakarsak genellenebilir olan benim dediğim.

Kadın, zaten ilişkisinde kusur bulmaya eğilimli, daha kolay kopan, partnerini sürekli tartan taraf olarak bir de zihinsel-duygusal kopuş yaşadıktan sonra geldiğinde, ilişkiye tekrar ısınması ve duygularının regüle olması için emeğe gereklilik duyar. Erkekse karşının ihtiyaç duyduğu ve yeniden çekici bir erkek olduğunu hissedebileceği mesafeyi kazanabilir.

Ancak, ancak, ancaaaaaak... İş burada bitmiyor. Gelelim incel arkadaşlarımızın "karısı tatile eşsiz gidince karınızı siküüürler" hezeyanlarına :D Ah erkekler ah. Bir de kadınlara projeksiyon yapar dersiniz. Bu, "tatile gidince karınız kesin bir şeyler yapacak"  düşüncesi mükemmel bir yansıtma örneğidir. Tüm cinsellik araştırmalarının tartışmasız olarak işaret ettiği birkaç cinsiyet farklılığı vardır, bunlardan bir tanesi kadın ve erkeklerin cinselliğe farklı temel stratejilerle yaklaştığıdır. Erkek cinselliği fırsatçı, kadın cinselliği ise çıkarcıdır. Yani erkekler fırsat bulmak ve bulduğu fırsatı kaçırmamak yönünden cinselliğe güdülenirken, kadınlar kendileri ve kendileri vasıtasıyla cinsellik sonucunda hayata gelecek bebeklerinin çıkarlarını maksimize edecek şekilde güdülenirler cinselliğe.

Tatile gittiği için rastgele cinsellik yaşama ihtimali büyüyen cinsiyet kadınlardan ziyade erkeklerdir. Çünkü erkekler hamile kalmazlar. Onlar için cinsellik içgüdüsel olarak bir maceradan çok öte bir şey değildir. Kadınlar ise hamile kaldıklarından ötürü cinselliğe ve sonuçlarına daha çok dikkat edecek şekilde evrimleşmişlerdir ve bu eğilim öyle doğum kontrol geldi diye evli kadınlarda bile henüz alt üst olmuş bir eğilim değildir. Yönün oraya doğru kaydığı doğru da bu henüz yüksek sosyoseksüel karakterdeki kadınların ötesine genellenebilecek bir veri değil. Tatilde macera seksi yapmanın kadına çıkar sağlamasını bırak, bu konu bir şekilde ortaya çıktığı zaman kadının evliliğini hatta çocuğun hayatının devamlılığını bile riske eden bir davranıştır bu, evet halen. Bu yüzden kadınların erkeklere benzer bir şekilde "seyahatteyim o yüzden sevişme fırsatı doğdu" gibi cinselliğe yönelik bir motivasyonu olmaz.

Bu açıdan baktığımızda da kadınların eşsiz tatile çıkması düşük risk doğururken, erkeklerin eşsiz tatile çıkması yüksek risk doğurur.

Geldik mi sıfır-sıfır skoruna :D

Burada "işte tatile gitmek bizi uzak kılacaksa zaten hiç sevmemişsin, yok tatile gittiği için aldatırsa zaten sadık değildir, yolda giderken de aldatır" argümanına geleyim. Arkadaşlar, söyleyenlerin kendinden çok emin ve kendilerini irade sahibi üst insan hissederek dile getirdikleri bu argüman tipi "ben insanı ve insan beyninin işleyişini hiç bilmiyorum" turnusoludur. İnsanların hisleri davranışları sonucunda oluşur. Hislerimiz ne yaptığımızdan bağımsız olmadığı gibi başı çeken de davranışlarımızdır. Mesela üretken ve motivasyon sahibi bir insan olmak "içinizden gelmez". Siz kendinizi zorlayarak üretmeye başlarsınız ve buna dair motivasyon sonradan gelir. Bu yüzden disiplin > motivasyondur. İnsan ilişkilerinde de beyin aynı işler, bir insana yakın davranırsanız yakın hissetmeye başlar, uzak davranırsanız uzak hissetmeye başlarsınız. Yani öyle benim içimde öyle bir duygu olacak ki o duygunun aksine 2988383 tane eylem gerçekleştireceğim ve duygum aynı kalacak diye bir şey yok. Beyin kimyası böyle işlemiyor. Aşkı, sevgiyi böyle bir şey sanıyorsanız, yani "zaten varsa mükemmel ve sarsılmazdır, eğer sarsılacaksa yoktur", ben size söyleyeyim, büyük ihtimalle kaçıngan bağlanma stiliniz var, sevgiyi-aşkı yok ilan etmeye bahane arıyorsunuz.

Bu konuya benzer ama sağlıklı biçimde baktığınızda, yeterince seven insan zaten karşıdakinden uzaklaşacak şekilde davranmaz diyebilirsiniz, o da zaten benim önerdiğime gelecek. Ya da şey dediğinizde doğrudur "bir insanı tutmak için ona direktif vermeniz gerekiyorsa zaten o sizi o kadar sevmiyor ve üzecektir, insanın böyle şeyler içinden gelmelidir,", bu da benim dediğime gelecek.

Bence, güzel anılar bağlayıcı olduğu için, tatil birlikte planlanması gereken bir faaliyet. Hayır, bazı okuyucularımın yaşından bile uzun süredir hayatımdaki erkekle haftanın her günü birlikte olan, gerektiğinde birlikte çalışan bir çift bile olarak çiftlerin birbirinden uzaklaşıp nefes alması gerektiğini de düşünmüyorum, partnerinden sıkılmak diye bir durumu tecrübe etmiyorum. Bu bence, çiftin birbirine yük olduğu senaryolarda yaşanan ve düzeltilmesi gereken bir dinamik. Mesela çocuksuz tatil yapmayı seviyorum neden? Çünkü, gerektiği üzere, çocuklar beni sırtlarında taşımıyorlar ancak ben onları sırtımda taşıyorum. Yani onların ihtiyaçlarını görmekten ve bakımlarını vermekten ben sorumluyum, bu yüzden de bu tek taraflı sorumluluğumdan azade zaman geçirmek bana çok iyi hissettiriyor. Ancak eşimin yemeğini, temizliğini, çamaşırını, ortamının düzenini hatta sekreterliğini yapsam da o da benim geçimimi ve gezmemi hallettiği için onunla olan etkileşimimi bir yük değil iş paylaşımı olarak algılıyorum. Bu da, en azından bende, ara sıra kaçmak istediğim bir bakım yükü algısı oluşturmuyor. 

Yani, eşinizi "özleme" ihtiyacı duyuyorsanız bu çok fazla görüştüğünüzden ziyade, masaya tarafların koyduğu şeyleri denk görmeyişiniz olabilir gibi geliyor, bana. 

Bir de tabi, burada çiftin kaç yaşında tanışıp evlendiği ve evlenmeden önce ne kadar yoğun bir sosyal hayatları olduğunun da etkisi var. Genç bir çift seyahat etmeyi de birlikte tecrübe etmeye başlayabilecekken 40'larına doğru evlenen bir çiftin oturmuş denebilecek seyahat alışkanlıkları olması oldukça olası. Bu senaryoda ayrı seyahat etmeleri normal denebilir ancak ikinci model çiftin bağlılığının ilk çifte göre daha ince olacağı, daha doğal olmaktan ziyade biraz daha irade-seçime bakacağı da yadsınamaz bir fark. Ancak hayatın bizlere çizdiği yollarda tek bir doğru aramanın da alemi yok, kader böyle ise, buradan en iyisini çıkarmalı.

Neyse efendim, sevgi ve bağlılık sizinle olsun.

Yorumlar

Henüz bu içeriğe yorum girilmedi.