Sosyal medyadan kısa olmayan bir süredir zevk aldığımdan çok daha fazla gerginlik ve tembellik devşirmeye başlamıştım. Hepiniz biliyorsunuzdur, saatleriniz çoğu boş ancak dikkat çekici içeriğin peşinde geçiyor, insanın çerez içerik kaydırmaktan kendi uzun ve sıkıcı işlerine bulacak motivasyonu kalmıyor. Ay hele de twitterda insanların birbirine sataşma, laf çakma çabaları da cabası. Evet çabalar caba.
Birbirini karışık duygularla izleyen haftaların sonunda, hiçbir yere ilerlemediğimizi, hep aynı konular etrafında eski görüşlerimizi savunup durduğumuzu fark ettiğim ve artık laf anlatmanın tamamen manasız göründüğü bir sabah Twitter'ı terk etme kararı aldım. Bıktım, çok basit bir şekilde. Ne düşündüğüm belli, beğenilsin, beğenilmesin, insanlar beni beğensinler diye hayatımdan süzdüğüm görüşlerimi değiştirecek değilim. Her şeyi yazmışım, anlatmışım, açıklamışım, aynı konuları tekrar tekrar konuşuyoruz. Aynı tartışmalar bir daha ve bir daha. Eeeee? Eeeeeeeee? Manası ne? Yararı ne? Koca bir hiç. Hesabı eğlenmek için açmıştım, sonra bilgi-fikir paylaşımına döndü ama son zamanlarda bu iki işlevini de yerine getirmez olmuştu.
Echo chamber diye bir kavramı duydunuz mu? Algoritmaların, ilgilendiğimiz şeyleri öğrenip önümüze getirmesi gibi güzel duran bir özelliğinin, bir süre sonra karşımıza çıkan her şeyi birbiriyle alakalı kılması sonucunda sosyal medyada hapsolduğumuz ortama "yankı odası" yani echo chamber deniyor. Ya kendi görüşlerimizin aynısını savunan içerikleri ya da bizi kışkırtacak ve karşı cevap yazmak istediğimiz içerikleri görebilmeye başlıyoruz ve kutuplaşıyoruz. Dünyada her şey bu içerikler etrafında şekilleniyor gibi geliyor ama gerçekte öyle değil. Echo chamberdan çıkmak için ilgilendiğim hesaplar peşinde koşmaya çalıştım ama nafile. Etiketlenip cevap verdikçe aynı seslerin ortasında kaldım.
Uygulama kaldırmak, tarayıcılarda geçmişi tamamen temizlemek ve hesaplardan çıkış yapmak bir sabah aldığım bir karar oldu. Pişman da değilim. Ardımda bıraktığım hesabımda daha halen aynı konuların konuşulduğuna ve hiçbir yere de varılmadığına adım gibi eminim.
Günümün boş kalacağını düşünürdüm, internette ne kadar zaman harcadığım düşünülürse. Hiç de öyle olmadı. Şu an, ekran başında harcadığım sürede dramatik bir düşüş yaşanmasına rağmen boş vakit bulmakta zorlanıyorum, evet halen. Olumsuz hislerimde, gerginliğimde ciddi derecede azalma oldu. Hatta şu an, daha önce neden insanlara laf anlatmakla uğraşıyormuşum, bana saygı duyuyormuş gibi davranan insanların başka hesaplar altında hakkımda kaba kaba konuşmalarını görmeye kendimi maruz bırakıyormuşum, inanın anlamıyorum bile.
Dikkat süremde de ciddi düzelme oldu. Zorla kendimi aptal ediyormuşum yahu! Bildirim kontrol etmekten ya da aklıma gelen bir şeyi hemen twite çevirmekten yapmam gereken uzun işler bana işkence eder hale gelmişti. Hepsinden kurtuldum bunların.
Hadi sizlere bugünlerde neler yaptığımdan bahsedeyim madem yazı yazdım. Bundan sonrası konuyu dağıtmak. E blog benim değil mi? Paşa keyfim biliyor :)
-
Cilt bakımı ve yüz masajında biraz daha inceliklere daldım. Takipçilerim bilir, kendimi cimri olarak tanımlarım. Daha önce hiç yaptığım bir şey değildir ancak ilk kez pahalı denilebilecek bir kozmetik alışverişi yaptım ve kendime aşağıdaki üçlü seti aldım. Arkadaşlar ben böyle şeyler yapmam. Yapmam yani. Ancak itiraf ediyorum paraya değdi, acaba önceden kendimi boşuna mı tutum dedim. Cildimin kalitesinde bir tık artış oldu. Şöyle diyeyim, yapacağını ilk hafta yapıyor zaten, sonrası biraz stabil gidiyor. İnce kırışıkların azalması, renk dengeleme ve genel doygunluk açısından gayet güzel. Bundan sonra sanırım biraz para harcayacağım. Sırada Ubeauty'nin Duo'sunu denemek var.
Cilt masajına boynumu da katmaya başladım. Zira boyundaki kasların rahat olmasının, hatta köprücük kemikleri civarındaki dolaşımın da yüz kaslarıyla bağlantılı olduğunun ve kan dolaşımını genel olarak iyileştirmenin önemine vakıf oldum.
-
Saçlarım uzadı artık. Orta boydan uzun saça geçmek arasında bir yerlerdeyim. Hayatımda ilk kez, twitter'ı sildiğim için instagram kültürümün artmasıyla birlikte, saçlarımın hacimsizliğiyle mücadele edebileceğim umuduna kapıldım :D Cilt masajıyla da bağlantılı olarak, kafa derisi (scalp) masajı işlerine başladım. Aslında az değil saçlarım, ayırdığım zaman dipleri seyrek görülmez ancak çok çok ince telli ve dümdüz. İnfluencé oldum bu konuda, saç kalınlığının artırılabileceğiyle ilgili. Bir de, nane yağı aldım. Yıkanmadan yarım saat önce yağ ile, onun haricinde her gün, saç diplerime 5-10dk arasında deriyi oynatacak şekilde rahatlatıcı masaj yapıyorum. Bir sene kadar bir sürede ancak değişimin belli olduğu söyleniyor. Ben sabırlıyımdır arkadaşlar. Günde 10dk kafasını ovmaktan kimse ölmez. Rahatlatıcı etkisi de cabası. Evet caba. Yeniden.
-
Bulk'ımın sonuna yaklaştım. Arkadaşlar kas ilginç bir şey. Çok ilginç. 68 kiloyum. İnanılmaz, evet 68 kiloyum. Bundan 3+ sene önce zayıflamaya karar verdiğimde de 68 kiloydum. Lakin o zamanlar yağ kilosuydu; 40 bedene zor sığıyordum, basenlerim vardı, kollarım boynum kalındı, gıdım vardı, göbekliydim, bambaşka bir fizikti. Şimdi fit denecek şekilde görünüyorum, basenim yok, çene hattım çok daha düzgün, belim halen 70'in altında, 38 beden giyiyorum. Ağırlık çalışmasıyla yiyip kilo almanın yarattığı fizikle, yayılıp kilo almanın yarattığı fiziğin farkı çok. Ağırlık çalışmaya hemen başlayın. Şimdi benim için cut zamanı geliyor. Kalçada istediğim ölçüye ulaştım ama cutta kaybedeceğim için 1-2cm daha büyüyüp öyle başlayacağım. Hedef 63 bel. Hadi bakalım.
-
Yüzüme kalıcı bir şeyler yaptırmayı düşünüyordum, vazgeçtim. Mesela bir ara gözaltı ışık dolgusu düşünüyordum ama dolguların toplanması, bir yerleri şişirmesine dair bir sürü olumsuz içerik gördüm, pas. Bu ara ruja merak saldığım ama dudaklarım çok renksiz ve şekli belirsiz olduğu için, ruj sürmemi kolaylaştıracak bir baz olarak lip blush yaptırayım diyordum ama yapılan dövmenin hiç geçmediğini, sürekli tekrar edilmesi gerekeceğini ve birkaç yılda bir lazerle sildirmezsen kötü görüneceğini öğrendim, pas... En iyisi kendine iyi bakmak, aynen oradan devam.
-
Eldiven işini çözdüm. Ben çok el yıkayan biriyim. Kendim mi çok takıntılıyım diyorum da, yok. Gerçekten gerekiyor. Ev işim çok fazla, herkesin arkasını veya onlar için bir şeyleri temizlemem gerekiyor. Ellerim çok yıpranıyordu ancak evde sürekli kullanacağım bir eldiven alışkanlığı geliştirememiştim. Lateks eldivenler zor giyiliyor, çok inceler ve içindeki pudra krem-yağ gibi şeyler sürdüğünde emiyor, boşa gidiyorlar. Kalın temizlik eldivenleri elin becerisini ve hissetme kapasitesini düşürüyor. Eldiven kullanmasam, sürdüğüm bir krem elimde 10dk durmuyor, yeniden yıkıyorum. Tırnaklarım sürekli kırılıyor, hiç uzatamıyorum.
Geçen, sağlıkçı bir arkadaşım çantasında bir şey ararken "aaa eldiven kalmış, al senin olsun" diye bana nitril eldiven verdi. Muayene eldiveni olarak geçiyor. Kısmetimde aradığımı bulmak varmış, ne lateks kadar ince, ne diğerleri gibi kalın. Cilt bakımım var ya ilk maddedeki, onları yapıyorum. Mis gibi kremler elimdeyken bir de tırnaklarıma güçlendirici sürüyorum, sonra eldivenlerimi giyiyorum. Kremler saatlerce elimde kalıyor. Ev işlerim bitince çıkarıyorum. Ellerim şimdiden yumuşadı. Ancak o kadar yıpranmış durumdalar ki bir kere bi lazer tedavisi sanırım göreceğim.
- Çiçek işlerine merak saldım. Zaten twitter'da beğenilerimi görenler vardır. Mevsim de bahar ki. Hem kuru hem de yapay çiçeklerle birkaç aranjman yaptım. Renk ve farklı dokuları kombinlemekle ilgili bir yazı hazırlayabilirim. Evime de dip köşe bahar temizliği yaptım. Mis gibin oldu.
Yani arkadaşlar, gördüğünüz üzere, milletle laf yarıştırmayı bırakıp kendi well-beingime döndüm. Şimdi yatılı misafirlerim var, onlar da gidip cut'a girince asıl, mutfağa ilişeceğim. Bir sürü basit sporcu tarifi kaydettim instagram'da. Beğendiğim şeyleri sizlerle de paylaşırım.
Günlük kullanım limiti ekleyip uygulamanın verdiği kısıtlama imkanlarını kullanarak temiz bir akış elde etmek mümkün. Sizi takip etmek zevkliydi.
Yanıt yazmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir.