Twitter gündemine bakayım dedim ve gördüm ki şu an boşanma oranları ve kadınların çalışma hayatına atılması konusu konuşuluyor tam gaz. Yazalım efenim.
Blogda kayıplardayım çünkü çalışıyorum :D Arkadaşlar, kısmet garip bir şey. Ben kadın giyindirmeyi seviyorum ve niş bir sektörde çalışıyorum. İstanbul iş bağlamında çok fırsatlar sunan bir yerdi ama ailemin iyiliği için işimi kapattım ve taşındım. 2 yıl küçük denecek yerde kirada deneme süreci geçirdik, bakalım ne yapabiliyoruz İstanbul dışında diye ve başardık. Sonra nihai adresimizi aradık ve kirada oturduğumuz yerden bile daha küçük bir yere taşındık. Ne oldu inanamazsınız. Yakınlarımızda gördüğüm bir iş yerine pek umudum olmadan başvurdum ve patron teyzenin bir networku çıktı, yok böyle bir şey. Teyze yıllarca büyük şehirlerde çalışıp, hareketli bir kariyer yapıp sonra iş küçültüp inzivaya çekilmiş. Ancak düşük vites yaptığı işinde bile beni kullanabileceği alanlar var, bu ablanız kendini yeniden mankenler ve fotoğraf çekimleri dünyasında buldu anacım.
Üstelik, yine kısmet, 2 yıllık adresimde bulamadığım temizliğe yardımcı hanımı burada buldum. Bana çok lazımdı çünkü yalnızken dağınık toplamak + dağ gibi çamaşır + günde 3 öğün yemek yapmak ve bulaşık + süpürüp toz alıp tuvalet temizleme döngüsünden ötesini yapamıyorum, yetişmiyor. Mobilya çekmek ya da bazı dolapları boşaltmak, cam silmek gibi büyük temizlik işlerini sürekli erteliyorum ve bu bana sıkıntı olarak geri dönüyor. Şimdi en azından 2 haftada bir yardımcım var da kadından utanıp erteleyemiyorum -tüm günleri dolu- o bahaneyle gelmişken evin altını üstüne getiriyoruz. Bahar temizliği gibi yapıyorsun abla diyor da işte benim istediğim standart. Anlayamazsınız :) Ben de malesef içindeyaşanmıyorgibiduranevsevengillerdenim.
Bir de arkadaş edinsem hele de yine sevdiğim bir dans bulsam da haftada iki gün eskisi gibi dansa gitsem var ya mutluluktan ölürüm biterim. Olur mu olur...
Bunları anlattım çünkü blog benim blogum :D Ahahahahah o değil de artık twitter hesabım olmadığı için hayatıma dair şeyleri de sıkıştırıyorum böyle. I love oversharing, nağbah?
Öhöm, konumuza dönelim. En temelden girelim. Kadın nedir ve erkek nedir? Bu konuda biraz şu sıralar keyifle takip ettiğim hobo with a shotgun hesabından esinlenerek konuşayım.
Kadın seçendir, eleyendir, elemek için niteliklere bakandır ve uğruna kendini riske edip vesile olduğu hayatın sürmesi ihtimalini maksimize etmeye çalışandır, isteyendir, talep edendir, tutturandır, çıta yükseltendir. Kadının olayı bu.
Erkek seçilendir, elenendir, elenmemek için niteliklerini geliştirendir ve bu niteliklerini hayatı maksimize etmek için keskinleştirendir, sağlayandır, talep edilendir, dayanandır, çıtaları aşandır. Erkeğin de olayı, doğuramamak ve emzirememenin getirdiği eksikliği faaliyetleriyle kapatmaktır.
Hep böyle oldu bu, bu şekilde günümüzdeki halimize ulaştık. Kadın ve erkeğin hayat-çocuk etrafındaki en verimli işbirliği modelinin meyveleriyiz biz.
Tüm güdülerimiz, cinsel çekim, daha geniş şekilde iç dünyamız, duygularımız ve çoğu zaman da mantığımız bu işbirliğinin verimi üzerine çalışıyor. Karşı cinsle ilişkimizi verimli kılacak yani çocuklarımızın-torunlarımızın sayısını ve hayatta kalma ihtimalini artıracak yöndeki değişimler bizi mutlu ediyor, tersi değişimler bizi mutsuz ediyor.
Hipergamiden de bahsetmezsek olmaz. Çok farklı cümlelerle tanımlayabiliriz ama yazının bağlamında konuşacaksak hipergami, kadının bir erkeği neden seçtiğini ve sınırlı doğurabilme kapasitesini neden onunla harcadığını kendine açıklama beklentisidir.
Arkadaşlar, bir eş seçmek gerçekten büyük bir zorluktur. Kendini opsiyonlarına kapatmanın en maliyetli örneklerinden biri şüphesiz ki atsan atamayacağın, satsan satamayacağın çocuklarını yapacağın kişiyi seçmektir. Ömür boyu, hatta soy yoluyla siz öldükten sonra bile sürecek bir bağdır bu, dile kolay. Kadınlar, sınırlı sayıda çocuk doğurabilecek, çocuk doğurmak için hayatını dahi tehlikeye atacak ve doğan çocuklara çok uzun yıllar bakım verecek taraf olarak bu fedakarlıkları ulaşabilecekleri en doğru aday uğruna yapmaya programlılardır ve bu programlanma hali seçim yapıldıktan sonra kapanan, raftan kalkan değil, hayat boyu süregelen bir haldir. Hipergamik düşünceler iptal edilemez, silinemez, sadece mantık ve ahlak çerçevesinde bastırılabilirler.
İnsanlar bugünlere nasıl geldi? Cinsiyet rolleri belirgindi değil mi? Herkes, yukarıda bahsettiğim işbirliğinde kendi cinsiyetine düşen görevlere yönelik niteliklerini geliştiriyordu. Kadınlar; anne olmak, bakım vermek. Erkekler; baba olmak, sağlamak -maddi imkanlar, düzen ve güvenlik.
Kadınların çalışma hayatına atılması, kadınların erkeklik rollerinden üzerine alması demektir. Kadınların okuması, meslek edinmesi, hatta evet araba kullanarak seyahat becerilerini artırmaları dahi hipergamik beklentileri üzerinde etki eder.
Bir kadın, erkeğe en derinde şöyle bakar: bu adam çocuklarımla benim hayatıma benim yapamadığım ne katıyor?
Bugün, kadın ekonomik olarak bağımsız olduğunda bir erkeğin geleneksel modelde değerli görünmesine, hakkında "vay be aslanım benim ekmeğimizi taştan çıkarıp da getiriyor" denmesine vesile olan en büyük değeri konusunda kadının artık "ne var yani, ben de bunu yapıyorum" şeklinde bakabilmesine sebep oluyor. Yani kadın artık o erkeğin neden hayatında olduğunu, neden onu seçtiğini kendine açıklamakta zorlanmaya başlıyor. A.k.a kadının hipergamisi tatmin olmuyor.
Yok işte eşlik yol arkadaşlığıymış, dert ortaklığıymış, falanmış filanmış romantik laflar eden özellikle de kadınlar var. Seks hayatınızın kalitesi ve romantik hislerinizin canlılığı ile ilgili beklentileriniz olmayacaksa eyvallah. Öyle mutlu olan çiftler de var. Ama hem kadın-erkek ilişkisi dinamiklerinde doyurucu bir ilişkim olsun, hem de bunu sağlayan dengeyi takmayayım diyorsanız, o olmuyor işte.
Yani demem o ki, bugünlerde etrafta tartışmalara neden olan boşanma grafiği ve kadınların çalışmaya hayatına atılmasının buna etkisi "ya mazlum kadın işte muhtaç olduğu için susarak sürdürdüğü evliliğini sürdürmüyor artık" ile açıklanabilecek bir konu değil. Bu da geçerli de, meselenin tamamı bu değil, hatta meselenin çoğunluğunu oluşturan bile bu değil. Meselenin çoğu, üstte açıkladığım üzere hipergami meselesi. Mazlum narrative daha çok alt hiyerarşik gruptaki -eğitimsiz, çirkin, başarısız- erkeklerin yaşattığı olaylar bütünüydü oysa ki şu andaki boşanma patlaması üst hiyerarşideki kadınlar ve eşleri arasında daha yoğun yaşanıyor. Benim ablamın arkadaşlarının mesela %80-90ı boşandı ve hiçbiri de mazlum narrative'e dahil olacak bir hayat yaşamıyorlar, erkekler bayağı mülayim hatta çoğunda, fazla mülayimler işte. Gel de feminist kızlara kadınların da güdüleri olduğunu ve sürekli herkesin iyiliği uğruna karar veren kusursuz varlıklar olmadıklarını bir anlat.
Başka bir paragraf açacağım. Bakın, kadınlar bu hipergamilerinin doyurulmaması yüzünden aldıkları ayrılık kararını "ay ben bu adamı artık beğenmiyorum, bana layık değil, o yüzden piyasaya dönüp daha iyi bir seçeneğe bakayım" diye şeytani biçimde ellerini ovuşturarak yaşamıyorlar. Süreç, erkeğin yaptığı her şeyin size batması, ona sinir olmanız, sizin sürekli eşinizle kavga edecek bir şey bulmanız, onun size bir yükmüş gibi görünmesi, hiç destek görememekten şikayet etmeniz şeklinde yaşanıyor. Yani kendinizi kavga-çekişme dolu mutsuz bir evlilik içinde hissediyorsunuz, evet. Güllük gülistanlık bir evlilik içinde olmuyorsunuz elbette ki. Ancak kadınlar sıralamayı doğru göremiyorlar. Hipergami yüzünden yaşanan sorunlar özelinde konuşuyorum, adam size kötü davrandığı için adamla kötü anlaşmıyorsunuz; adamı kötü bir seçenek olarak bulduğunuz için aranız bozuluyor. Bu önemli, çünkü yine bazı kendini çok akıllı gören hanımablaların konuştuğu gibi kadınlar yuvayı bir arada tutmaya ant içmiş nefssiz melekler değil, hipergamisi etrafında iç dünyası dalgalanan aciz canlılar. Meseleleri doğru şekilde konuşacağız, teşhislerimizi doğru şekilde koyacağız ki o hipergamiyi gerektiğinde kontrol edelim ve zulüm olmayan yerde boşa yuvalar yıkılmasın.
Peki çözüm ne abla? Çalışmayalım mı? Öğrenmeyelim mi?
Ben size, kendi uyguladığım ve şu anda hem çalışmamı, hem güzel bir aile sahibi olmamı, hem de eşimle kadın-erkek rollerine uygun bir ilişki sürdürebilmemi sağlayan yöntemi söyleyeyim.
Meslek sahibi olun ama kariyer hedeflemeyin. Meslek sahibi olmayı evlenmeden öncesine şartlamak zorunda değilsiniz hatta bunu yapmanız kısmetinizi daraltır, meslek sahibi olmanızı destekleyecek bir erkekle evlenin, meslek her yaşta edinilebilir. Mümkünse genç evlenin ve çocuğu biraz erteleyin.
Eşlerinizi de biraz rahat bırakın. Bırakın çalışsınlar, bırakın uğraşsınlar, arada biraz risk alıp bir şeylere para yatırsınlar -delice borca girmekten bahsetmiyorum. Maddi beklentilerle, sizi çocuk gibi eylemesi talepleriyle adamların iş hayatını bikbikbik baltalamayın. Bırakın ki potansiyellerini yaşasınlar, yükselsinler. Çocuğunuz gibi davranmayın ki erkek olduklarını unutmasınlar. Kendinizi kontrol edin.
Bunu daha önce söylemiştim. Ben en genç zamanlarımda dahi hiçbir zaman yetişkin kendimi bekar, yalnız bir insan olarak düşünmedim. İyi bir ailede yetişme şansına sahip biri olarak ben de hep ailem olacağını düşündüm. Dolayısıyla mesleki düşüncelerim de hep anne olan birinin çocuklarını ihmal etmeden yapabileceği şeyler etrafında şekillendi. Ben gençlikte bu zihin yapısını çok önemli görüyorum. Bakıyorum kadınlara, gecelerini gündüzlerine katacakları, 8-5 çalışacakları meslekleri edinip sonra evlenmek ve anne olmak istiyorlar. Nasıl olacak bu? İş hayatında seçenek yok abla diyeceksiniz. Seçenekler, istikamet üzerine şekilleniyor ama. Kısmet denen şey sizin seçimlerinizden o kadar da bağımsız değil. Bu konuda biraz risk almak gerekiyor. Hiç risk almamaya çalışırsanız kısmetinizi kapatıyorsunuz. Ben birkaç arkadaşımın evliyken sardıkları merakları mesleğe, girişime dönüştürüp güzel şeyler başardığını gördüm, neden olmasın?
Çalışan bir kadın olursanız erkek evlenince de çalışmanıza o kadar itiraz edemez ama çalışmayan bir kadın olarak başlarsanız işiniz daha zor mu? Nasıl çalıştığınıza ve erkeği çalışmak için nelere zorladığınıza bakıyor o. Benim yaptığım gibi, kendi işinizin sahibi olursanız, kendi zamanlamanızı, yoğunluğunuzu evi pek ihmal etmeyecek şekilde ayarlarsanız, erkekten siz çalıştığınız için çok fazla şey talep etmezseniz erkeklerin o kadar ayak diremeyeceğini düşünüyorum. Dediğim gibi benim çevremde sonradan bir şeylere merak sarıp çalışmaya başlayan birçok kadın var ve erkeğin üstüne aşırı yüklenmedikleri, hatta mental ve bakımsal olarak iş hayatı sayesinde iyileştikleri için eşleri tarafından destekleniyorlar da.
İş hayatı nasıl iyileştiriyor ya? Arkadaşlar, bırakın şu patronun kölesi söylemlerini. Çalışmak emeğini satmaktır ama sen yaptığın şeyi iyi yaptığın sürece onu nasıl ve kime satacağın da senin elinde. İş hayatını çocuklu bir ev kadını olmanın aksine yetişkinler arasında yaşarsın, pijamayla yapamazsın, üstünü giyinip mekan değiştirmen gerekiyor ve mesaisi var. Bu yönleriyle emin olun ev işi yapmak ve çocuklarla ilgilenmekten çok daha kafa dağıtıcı, mod yükseltici bir şey. Dediğim gibi yeter ki haftada 5 gün 8-5 olmasın. İnsan tatile gidip gelmiş gibi oluyor vallahi.
Bu dediğim gibi bir iş hayatı kurduğunuzda maddi kazancınız erkeğinkiyle yarışacak bir seviyede olmuyor, sizinki çerezlik bir kazanç oluyor. Bu da erkeğin sağlayıcılık rolünün altını deşmiyor. Yani hipergamik dengeyi bozmak açısından riskiniz oldukça düşük oluyor.
Peki abla bunu da yapmayalım, neden çalışmayı öneriyorsun?
Üstte dediğim kafa dağıtmak meselesini koyun bir kenara. Bir kere bu, sizin hayatta eşinize saran, sürekli dırdır yapan dedikoducu bir kadına dönme ihtimalinizi azaltır ve size genel bir hayat gayesi kazandırır. Yabana atmayın bunu.
İkincisi, ölüm var kalım var, kocanızın çalışma hayatında gerileme ihtimali var, kocanızın özellikle 40-50lerde yav yaşlanıyoruz kadınlar bana bakmayacak, ben erkek değil miyim krizleriyle aldatma ihtimali var, var da var. Normal şartlarınızda düşük vitesle ilerlettiğiniz ancak şartlar olağandışı olursa vites yükseltebileceğiniz bir mesleğinizin elinizin altında olması hayata karşı daha donanımlı olmanızı sağlar. Hiç meslek edinmemeniz veya çok uzun yıllar hiç çalışmamanız durumunda hayata tutunmanız çok zorlaşır. Yine de ben aileden yardım istemeyi küçümseyenlerden değilim tabi. Bugün Allah göstermesin eşim bir şekilde hayatımda olmasa yapacağım ilk şey ailemin yakınına taşınmak olurdu. Allah kimseyi ailesinden yardım istememekle övünecek duruma düşürmesin.
Tek maaşla geçinmek konusu
Şimdi bu eleştiri gelecek, ben de yine size aynı şeyi söyleyeceğim. Geçinmekten kastınız nedir? Belli bir standardı tutturmak mıdır yoksa? Bu konular her zaman belli seçimlerin getirdiği vazgeçişleri içerir. Vazgeçebilecekleriniz de size başka seçimler sunar ama. Geçinme konusunda "eat the cake and have it too" anlayışında olabilir misiniz? Bunu sorgulayın. Oturduğunuz yerde neden oturacaksınız? Çocuğunuz neden özel okula gidecek? O tatile neden gideceksiniz? Şimdiki aralıklarla kozmetik, giyim, dışarda yeme harcamalarını yapmanız şart mı? Bu sorulara genelde "ne yani sen insanlara bunu lüks mü görüyorsun" şeklinde öfkeli yanıtlar alıyorum. Lüks görmüyorum ama bunları vazgeçilebilir olarak görüyorum, evet.
Nitekim kendim de bazı şeylerden vazgeçiyorum ve öyle geçiniyorum, bu da başka konularda seçenek sunuyor dediğim gibi. Mesela bizim şu an borcumuzdan dolayı tatil bütçemiz sıfır, hiçbir yere kımıldamayacağız. Gece hayatımız -biraz da annemlerden uzak olup çocukları bırakacak kimse olmadığından- sıfır. Araba yıkatma, koltuk yıkatma, halı yıkatma gibi hizmetlere bütçemiz yok, kendim yapıyorum ki 1,5 yıl da arabasız yaşadık. Alkolü kilo da vermekte olduğumuzdan zaten tamamen bıraktık. Çocuklar devlet okuluna gidiyor, yürüyerek götürüyorum. 2 sene boyunca ev işlerinde hiç yardım almadım, şimdi de almadan yaşarım. Küçük yerde oturuyorum, büyük şehir barınma masrafı yapmıyorum. Burada manikür pedikür için adres bulamadım, kendim yapıyorum. Kuaföre gitmiyorum, saçlarımı nane yağıyla düzenli yağlıyorum, kendim kesiyorum, mis gibi sağlıklı saçım var. Spor salonu burada yok, eve bir bench bir de halter seti aldık, hafta 2 antrenman yapıyoruz. Sıradan drugstore ürünleriyle birkaç serum ve iki kremli bakım rutinim var, evet yine pahalı kozmetik kullanmıyorum.
Yaşanmaz mı böyle mesela? Bence geçiniliyor. Ama bunun yanında mesele Avrupa'ya gidip orada temizlikçisi/çocuk bakıcısı olmadığı için yapamayıp dönen Beyaz Türkler var. Şimdi onlar geçinemedi mi, geçinmedi mi? Nereye koyarsınız bu vakaları?
Evet, genelde kadınların durumlarını anlaması, isterlerse şekillendirmeleri için yazılmış bir yazı gibi oldu. Şimdi de erkeklere döneyim. Sizlere sürecek bir evlilik için ne önerebilirim?
Çalışan kadından uzak durmak gerekiyor mu? Hayır tabi ki. Ama biz ve aile kavramından çok ben diyecek, kendi hedefleri, kendi ne hissettiğiyle çok ilgilenen bir kadından uzak durmak doğru seçim olacaktır. Yuvayı dişi kuş yapar lafı doğru. O evlilikte erimeye kadının gönüllü olması gerekiyor. Bunun yolu da evliliğe vakit ayırmak.
Hipergamiyi unutmayacaksınız. Öyle evlendim, salayım, ayaklarımı uzatayım da yatayım, kilo alayım zaten erkeğin çirkini olmaz falan yok. Kadın size baktığında "bu adam neden benim hayatımda" sorusuna yanıt alabilmeli. Çekici olduğu için, güçlü olduğu için, başarılı olduğu için, bizlere baktığı için, bana kafa karışıklıklarımda aklı selimle destek olduğu için" vesaire vesaire. Ne kadar çok tik, o kadar sağlam evlilik.
İstanbul'da yaşamaya bu kadar konsantre olmayın. Bakın, özellikle erkekler. Alternatif yaratmaya uğraşmalısınız, bunun da yolu akıllıca risk almaktan geçiyor. Herkesin risk alırken, alternatif yaratırken bedel ödemesi gerekir. Mesela benim için kendi işyerimi kapatmak gerçekten büyük bir bedeldi, 10 yıllık emek, 4 yıllık mağaza. Kolay mıydı sanıyorsunuz? Kolay olması gerekmiyor ama sabrın sonu da selamet. Büyük şehirlerdeki hayat pahalılığında yükselmeniz, sıyrılmanız çok daha zor olur. Ailenizle yaşıyorsanız bilemem. Ancak ben sizlere bir ipi belinize bağlayıp -bizim bu güvenlik ipi arabayı satmak oldu, eşim iş buluncaya kadar onunla geçindik- kendinizi suya atıp yüzmeyi denemenizi öneririm. Benim annem babam herhalde Türkiye'nin bir 10 şehrinde yaşamış insanlar. Şimdi de şükür İstanbul'da değiller. Bir tanıdık, birinin bir iş fırsatından bahsetmesi, akraba derken kulağı kapalı olmayana ne şanslar doğuyor aslında.
Neyse gençler gece yazıyorum, çok uykum var. Konu dağıldıysa affola.