Düşünsel hareketler tamamen organik, hiç müdahalesiz ortaya çıkan ve süren şeyler olmayabilir, tamam. Mesela feminizm sadece kadınların hak arama mücadelesi olarak doğal gelişen bir akım değil, nüfus kontrolü programının bir parçası oldu. Doğru. Peki bu akım kadınlar arasında neden bu kadar taban buldu, işte bunun sebebi önceki erkeklerin günahları. Günümüzün kurbanları kim? Babalarının günahlarını ödemek zorunda kalan erkekler.
Yapılamayan veya sürmeyen evlilikler... Bitmek bilmeyen cinsiyet rolleri tartışmaları. Kadınlar çıktılar ve dediler ki "biz bize biçilen rolleri oynamak istemiyoruz, şu şu şu rollere de sahip olmak istiyoruz". Tamam. Kadınlar da çalışma hayatına girdiler. Gerçi kadın ve dahi çocuk dediğin hep çalışan bir varlıktı ya, işte kadınlar "corporate" mı oldu diyelim ne diyelim? Sonra kadınlar kendilerini hem çalışan hem de ev işi yapan bir durumda buldular, özellikle bizim Y kuşağında. Eskiden ev işi-çocuk %50, eve para getirmek %50 desek; kadınlar %75, erkekler %25 oranında aile katkısı sağlar oldular. Bu da tüm dengeyi bozdu. Bu sefer kadınlar ne dedi? Tekrar %50-50 olalım, nasıl olalım, bizdeki ev işi-çocuğun yarısını erkeğe vermek istiyoruz!!! Makro ölçekte de, erkeklerin ücretleri kadınların da katılıp iş gücünün ucuzlaması yüzünden eski %50yi sağlayamayacak bir hale geldi zaten.
Erkekler bu sefer, kendi ortaya atmadığı, kendi talep etmediği, halinden memnun olduğu bir dengeyi zorla terk etmek ve daha önce yapması gerekmeyen ev işleri, çocuk bakımı gibi şeyleri öğrenmek zorunda kaldı. Eğer babaları gibi sadece maddiyat ve evin dışında olan şeylerle meşgul olur, ev işine karışmak istemezlerse "boşanılacak adam" oldular. Ev işi yapmak istemezlerse ya öncekinden çok daha büyük bir ekonomik mücadele vermek zorundalar, ya da yalnız kalmak zorundalar.
Neden? Adam oturuyordu evinde. Birden, karşısı kendi hayatına yönelik bir talepte bulundu diye ev işleri yapmak konusunda erkekler borçlu çıktılar. Manzarayı hiç böyle okudunuz mu kadınlar? Erkeklerin buna direnmesinden doğal ne olabilir?
Bu adamlar, sizlerin tekil kişi kocaları, eğer sizlere çalışmadığınız için zulmetmiyorlardıysa, kendilerinin suçu olmayan bir konuda bedel ödüyorlar. Kimin suçu vardı? Önceki nesillerin, onların da bazılarının.
Bakın, hayatta iki parametre birbiriyle karışık işler. Bu parametreler güçlü-zayıf parametresi ile iyi-kötü parametresidir. Bunlardan birini göz ardı ederek işleyecek sistemler üretemeyiz, bu iki parametrenin de etkin işlemesine ihtiyacımız var toplumlarda. Din mesela, iyi-kötü parametresinin işlemesi konusunda toplumu şekillendiren, işlevsel organizmadır.
Bir topluluktaki bireylerden biri daha güçlü, diğeri daha zayıftır. Biri iyilik edebilir, diğeri kötülük edebilir.
Bir toplulukta, eğer kötüler güçlü olursa o toplum batar.
Bir toplulukta iyiler güçlü olursa o toplumda umut vardır.
Bir kişi zayıf olsa da karşısındaki iyi ise orada zulüm olmaz.
Bir kişi güçlü olabilir ama karşısındaki kötüyse kendisine zulmedemese de gider birilerine kötülük yapar, kötülük sadece güçle bastırarak yok edilemez.
Görüyor musunuz bu iki parametre grubu birbirine nasıl göbekten bağlı?
Eskiden, kadınlar güçsüzdü, zira para en geçerli güçtür ve paran yoksa evet, insafa kalırsın. Bu durumda, erkekler iyiyse kadının hayatı iyiydi, erkekler kötüyse o kadının hayatı zindan oluyordu. Bu hikayede kötü erkeklerin torunları, kızları erkeklerin iyi olması konusunda bir umuda sahip değiller, çünkü hayat onlara başka bir olasılık göstermedi.
Eski sistemin en büyük problemi neydi biliyor musunuz? Aile kurumunun içine gerektiği kadar karışmamasıydı. Kol kırılır yen içinde kalır, kan içilir kızılcık şerbeti içtim denir, karı-koca arasına girilmez dene dene hikayedeki zayıf kişi kötünün insafına bırakıldı. Eğer sen güçleri eşit dağıtmayacaksan, zayıfa destek olacak, o zalimin kolunu kıracaktın ama yapmadınız erkekler, yeterince yapmadınız ve bugünün feminist kızlarının ve belki de sizlerin anlatacak bu kadar zulüm hikayesi oldu.
Bu konuyla ilgili bir yazı yazmıştım Twitter'da. Burada da paylaşayım. Erkekler neden yeterince kontrol etmiyordu birbirlerini, bence:
Kadının hipergamisinin temel derecede tatmin edilmesi evliliklerin sağlamlığı için gereklidir. Yani kadının erkeği nitelikleri dolayıyla beğenmesi gerekir. Hep konuştuğumuz şey.
En nitelikli erkeklerin zaten hipergamiyi doyurmak gibi bir riski yok, onlar hayli hayli doyururlar ve evlilikte erkek tarafı güvendedir. Bu tip evliliklerdeki risk erkeğin kadını aldatması olur daha çok.
En sağlıklı ailelerde erkek ile kadın arasında değer uçurumu yoktur. Erkek nitelikleriyle beğenilir, kadın kendi nitelikleriyle beğenilir, aradaki güç dengesi yakındır ama erkek lehinedir.
Eski toplumda tüm hiyerarşik katmanlara eş sağlanır malum. Betalara ve dahi bıraksan incel olacak erkeklere. İşte zaten tüm “eski evlilikler kötüdür” tantanasının örneklemini de bu çiftlerin oluşturduğunu düşünüyorum. Erkek hiyerarşisinin en altındaki erkeklerin toplumsal itekleme ile yaptıkları evliliklerde kadınların hipergamisi doyurulmaz veya doyurulmamanın sınırında olur. Nitelik kazanamayan, mesela ciddi derecede çirkin veya tembel veya iqsu düşük erkeklerin ne yapması gerekir? Evli ama karısına üstünlük kuramıyor? O zaman kadını aşağı çekmesi gerekir hipergamik dengeyi sağlamak için. Kadını palazlandırabilecek her türlü desteğe adeta öfke duyar, içindeki evrimsel korkular uyanır çünkü.
Kadınların erkek elemekte birbirlerini desteklediklerine benzer biçimde ben de hiyerarşinin en altındaki, hipergaminin onları zorladığı erkeklerin birbirini destekleyecek sosyal reaksiyonlar geliştirdiğini düşünüyorum. Erkek erkeğin halinden anlıyor yani. O kesimdeki babalar, damatlarını kayırıyorlar. Bu da babaların kızlarından yana değil damatlarından yana durması şeklinde tezahür ediyor. Şiddet gösteren erkekle, pavyona giden erkekle barışmaya zorlanan kadın manzarası hep bunun eseri. Bu tip erkekler bir kere kızlarının yanında durdular mı o hiyerarşide evlilik kalmaz çünkü, düzenleri bozulur.
Günümüz özgür cinsellik modeli yeniden erkekler arasındaki hiyerarşiyi derinleştirdi. Aslında toplum, herkesi evlendirmeye bu kadar takık olmasa idi, onun dışındaki kesimde erkekler arasında eşitliği destekleyerek böyle şeylerin önüne geçmekle bayağı doğru bir çizgi izliyordu. Şimdi, dediğim gibi zayıf erkek sayısı artıyor. Kara mizah bu ya, bundan en çok etkilenen de kadınlar hiyerarşisinin en altındaki kadınlar olacak gene. Çünkü o kadınlar kendilerini ezmeye çalışacak erkeklerle evlenmek ile çocuksuz kalıp evrimsel itkilerini terk etmek arasında sıkışıp kalacaklar. Çoğu da çocuk yapmaya devam edecek bu arada, en çok çocuğu onlar yapmaya devam edecek hatta. Yani feminizmin toplum mühendisliği filler tepişirken çimenler ezilirden başka bir sonuç doğurmayacak.
Bunun çözümü kadınların istediği gibi güçlü olmak mı peki? Hayır. Bu yöntem bir şeyleri yaparken başka şeyleri bozdu ve toplumlar artık yok olma tehlikesiyle karşı karşıyalar.
Buna benzer bir hikaye de "gençlere karışan, onlarla birlikte yaşayan ebeveyn"den "herkesin ebeveyninden mümkün olduğunda bağımsız yaşaması" modeline geçerken oldu. Birkaç hafta önce, biliyorsunuz, eski sistem, komün hayatı yaşayan bir ailenin kız isteme sırasında yaşadığı krizi okuduk. Linkini bulamadım şimdi, konuya dair linki olan varsa atsın da bilmeyenler okusun. Özetleyeyim, bir aile var, aile apartmanında yaşıyorlar, her evlenene daire açılıyor, genç nesil kazandığı paradan aile babasına para veriyor falan filan. Yani çekirdek aileler yok da, geniş bir aile.
Allah'ım yıkıldı ortalık. Eski zulüm hikayeleri, ailenin geleceğine dair felaket tellalları, eski usül her şeye nefret kusanlar, neler neler. Arada birkaç tane cılız "ya biz aile apartmanında yaşıyoruz ama iyiyiz ya" mealinde yorum olsa da, üstte anlatılan aile binler tarafından çarmıha gerildi.
Neden? Yine yazının başıyla aynı hikaye. Eski düzende bu geniş ailenin hiyerarşide altta olanları zayıftı. Eğer üstündeki kişi iyiyse, iyiydin. Eğer o kişi zalimse, sana geçmiş olsun, seni koruyacak kimse yoktu. Sen de zulme uğraya uğraya güce eriştiğin zaman senin altındakilere zulmedecek bir zalime dönüşüyordun. En berbat kaynanaların gençlikte en çok zulüm görenlerden çıkması meselesi.
Bu tarz komün sistemleri varsayılan olarak kötü müdür? Aslında değildir. Üyeleri için dışarıdakilerin sahip olmadığı birçok kolaylığı da barındırırlar. Mesela evleneceğin kişiyi arayıp bulman, bu konuda mücadele vermen gerekmez. Maddi olarak açıkta kalmak gibi bir şey olmaz, kendini ekonomik olarak hep belli bir sınırın üstünde güvende hissedersin. Bağımsızlıkta evet paran varken istediğin gibi harcarsın ama yoklukta da sıfırı görürsün, geniş ailelerde böyle bir şey olmaz. Düğün masrafını sen yapmazsın, büyüklerin yapar. Çocuklara şimdiki gibi sürekli anne-babanın bakması, ilgi göstermesi gerekmez, daha az emekle ortada büyüyüverirler. Vesaire vesaire. Yani etrafındakiler sana karışırlar ama yardım da ederler. Eğer seçeceğim demezsen senden rahatı olmaz ve bazı insanlar için bu iyidir. Hele bir de, gençlere imkan sağlayıp kararlarına çok karışmak gereği duymayan ebeveynler vardır ki, o zaman bu formül tadından yenmez.
Gene çıktık mı aynı yere? Yani komün sisteminde gençken zayıf olabilirsin ama üstün iyiyse, dışarıdakilerden daha bile rahat bir hayatın olur. Üstün kötüyse de, koruyanın olmaz. Komün hayatının en büyük problemi içinde güçler ayrılığı diye bir şeyin mevcut olmamasıdır. Yani sana kötü davranıp davranmadığını ölçecek olanla yani denetleyenle güç sahibi aynı kişidir.
Görüyorsunuz ya, aslında problem sadece güç dengesi değil, iyi/kötü parametresinin çalışmamasıdır ve şimdiye kadarki toplumlar iyi/kötü parametresini çalışmaya zorlamak konusunda din harici bir sistem geliştirememişlerdir ve bence esas problem budur.
Toplumsal meseleleri sadece güçlü-zayıf dengeleri üzerinden çözmeye çalışan akımlar başarısızlıkla yok olacaklar. Çünkü o kadar bağımsızlık pompalıyorlar ki ortada topluluk dolayısıyla da üreme, çoğalma, nüfus sürdürme diye bir şey kalmıyor. Bunu şimdiden görüyorum. Bu yazıları da sonrası için, geleceğe yönelik yazıyorum. Bir gelecek varsa, o, geleneksel topluluklar ve onlara daha fazla karışan ve zulmü önleyen adil devlet modeliyle olacak. Başka bir şekilde değil...