İnsanlar yeni bir baskı altındalar artık: feminizmi desteklemiyorsan, feminist söyleme aykırı söylemlerin, düşüncelerin varsa ve bunları duyurmaktan geri kalmak istemiyorsan "cancellanıyorsun". Linç ediliyorsun, itibarınla oynanmaya çalışılıyor, üzerine negatif enerji kusuluyor. Susmayacağız kardeşim. Günümüzdeki haliyle feminizm erkek üstünlükçü garip bir hareket çünkü.
Feminizm bugün geldiği haliyle kadınlığa dair her şeyi aşağı, ayak bağı, utanç kaynağı ve düşman gören bir akım. Evet, böyle. Üstün kadın olmak olarak anlattığı şeyler, çizdiği yol da erkek taklidi olmaktan geçiyor. Kadınlar, sanki kadın halleriyle eksiktiler de o yüzden ancak erkeklerle aynı şeyleri yaparak, erkek gibi olarak, erkeklerden aman hiçbir konuda geride kalmayarak değerli bir insan haline gelebilirler. İşte bu, erkeğin elindeki her şeye özenmektir, öyle değil de nedir? Erkeklikle her şeyi üstün görmek ve onlara sahip olmadığın için kıskanmak değil de nedir bu söyleyin yahu.
Hayır bir de söylemler, anlatılar çelişki dolu. Bir yandan sanki en zor hayat kadınların hayatıymış, erkekler hiçbir şey yapmıyormuş gibi anlatılıyor; bir yandan da her şeyi erkekler yapıyor ve kadınlara hiçbir şeye izin vermiyorlarmış gibi. Karar verin, hangisi? Ben söyleyeyim. Geleneksel hayat kadınıyla erkeğiyle herkese zordur ve herkesin sorumlulukları vardır. Sen ev işi yaptığı için şikayet eden ve erkek evde yatıyor diyen kardeşim, sen erkeğin dışarıda yaptığı işleri, aynı onların sizin evde yaptığınız işlere çektiği muamele gibi, hiç görmediğiniz için yok sayıyor, basite indirgiyor olabilir misin? Seni baban ayak işleri, güvenlik, fiziksel güç isteyen veya pis işler için erkek kardeşlerini götürdüğünde yanına istiyor mu mesela? Onların yaptığı ve sizin yapmadığınız gerçekten de hiçbir şey yok mu? Arada bir denge yok mu yahu, siz nasıl kendinizi bu kadar mağdur okuyorsunuz ben hayret ediyorum.
Arkadaşlar, şimdiye kadar insanlık kadınlar bir şeyleri yapamadığı için birçok şeyi erkeklere görev diye vermiş değil. İnsanlık, erkekler doğuramadığı için verdi erkeğe verdiği görev ve sorumlulukları. Yani, hani siz illa "kadınlar eksik mi ki" diye okuyorsunuz ya olayları, eksiklikten ve toplumu şekillendirmesinden bahsedeceksek asıl eksik olan, asıl değersiz olan erkek cinsiyetidir. Bunu göremiyor olmanız da hayret ettiğim bir başka şey.
Bir toplumun temel taşı kadınlarıdır. Biyoloji gereği bu böyledir. Çünkü bir toplumun potansiyel nüfusu, yani dolaylı olarak gücü, o toplumdaki kadınların doğurabileceği çocuklar ile sınırlıdır. Teoride bir erkek bile tüm kadınları hamile bırakarak o toplumun var olmasını sağlamaya devam edebilir. Bu yüzden işte erkekler savaşlarda öne sürülürken kadınlar geride bırakılırlar, korunurlar mesela. Aradaki güç farkının, fiziksel orantısızlığın sebebi de zaten bu, doğurganlığı koruyacak şekilde evrimleştik. Kadın, biyolojik olarak değerli olan cinsiyettir.
Kadınlarsa erkekler tarafından kontrol edilmişlerdir, burası doğru. Üstün ise neden kontrol edildiler?
Çünkü kadınları ve doğurganlığı kontrol etmeyen toplumlar varlıklarını sürdüremediler. Sıralamayı yanlış okuyorsunuz. Erkekler kadınları illa ki kontrol etmek için kontrol etmediler, mesela evrim de bir türü kayırmaya karar verdiği için o tür hayatta kalmaz. Olay tam aksi yönde işler, kadınları kontrol eden toplumlar hayatta kaldılar ve doğurganlık üzerinde erkeklerin söz hakkı olmayan toplumlar hayatta kalmadılar, bizlerse sadece sonuçları görüyoruz. Patriyarka denen şey birilerinin belli düğmelere bastığı bir seçim değil, olsa olsa feminizm öyle bir şey. Patriyarka, kültürel evrimin doğal bir sonucudur.
Neden? Çünkü doğurmak savaş olan bir dönemde askere yazılmakla birebir aynı şeydir. Bir kadın doğurarak özelikle şu son 70 yıla kadar ölüm riskini göze almaktaydı, ayrıca bildiği, o güne kadar tanıdığı "kendi"nin kesinkes dönüşmesine razı olur kadın -"kendi"ni günümüzdeki kadar önemli görmek de modern kadın/erkeğin ayrı bir histerisi zaten de konuyu uzatmayayım. Annelik, insanın bir kere üstüne aldıktan sonra iptal edebileceği bir sıfat değildir sevgili okuyanlar. Bir kere çocuğun olduktan sonra o ölse bile annelik duygusunu tatmamış versiyonuna dönemezsin mesela. Çocuklarını terk etsen bunun vicdan azabından kurtulamazsın. Annelik, bir kadını ruhsal olarak da bedensel olarak da çok büyük oranda dönüştürür. Ha, kişi akıllı ve istekliyse, biraz da destek görüyorsa onu çok daha güzel bir versiyonuna da dönüştürür, illa olumsuz bir tablo çizmiyorum burada.
Anlatmak istediğim, annelik o kadar büyük bir adımdır ki insanları buna itmediğin sürece neredeyse kimse kendini hazır hissetmez annelik için. En azından doğurgan yıllarının başında. Gözümüze büyüyen her şeyi erteleyerek yıllar sonraki versiyonumuzun onu yapmasını daha kolay hayal ettiğimiz ve bugünkü sorumluluğumuzdan kaçındığımız gibi annelikten de kaçınırız ve şansımız kalmayacağından korkmak dış etkeni bize çarpmadıkça da kaçmaya devam ederiz. Aynı askerlik gibi. Görüyoruz bunu zaten günümüzde. Biyolojik olarak hiç ideal olmadığı halde -ben hem 20lerinde hem 30larında doğurmuş biri olarak bu konuda da sizi temin edebilirim- günümüzde 30'larında anne olma güzellemesi, idealizasyonu var mesela. Neden? Çünkü kaçmak istiyoruz ve kaçabileceğimiz son nokta şimdilik orası. Çünkü "kendi öz versiyonumuz"u yaşadığımız kadar yaşamak istiyoruz.
Bunun sonucu ne oluyor arkadaşlar? Nüfus çakılması ve bir toplumun cenazesi. Bir toplumdaki nüfus yenileme yetersizliğinin en büyük nedenlerinin başında kadınların doğurmaya geç başlaması geliyor. Geç doğuran her kadın doğurabileceği çocuk sayısında belirgin bir düşüşe sebep oluyor.
Annelik nasıl bir şeydir biliyor musunuz? Aslında ebeveynlik de öyle, insanın başa gelince çekebildiği, başına geldiği için güçlendiği bir olaydır. Başına gelmeden anne-baba olmaya zaten hazır olamazsın. İşin gücü, eylemin kendisiyle birlikte yüklenir. Bu yüzden İslam'da bebek rızkıyla gelir diye bir inanış var mesela. Çünkü anne-baba olan insanlara eğer loser olmaya meraklı birer kişi değillerse eskiden sahip olduklarının bile farkında olmadıkları bir sabır ve güç potansiyeli eklenir.
Şu anda zaten nüfusu artırmak için doğurmamış insanların doğurmasına iknadan ziyade, çocuğu olan ailelerin çocuk sayısını artırmaya yönelik teşvikler konuşulmaya başlandı. Dediğim gibi, bunu yapabildiğini yapmaya başlayınca görüyor ve destek görüyorsan seviyorsun, daha da çocuk istiyorsun çünkü. Tek mesele, doğurgan yıllarının başında olmak, yaşı müsait olan insanlar çocuk yapmaya devam ediyorlar.
Toparlarsam, bir toplum kadınları erken yaşta anneliğe itmediği sürece orada kadınlar doğum yapmazlar ya da çok az sayıda yaparlar. Çok üzgünüm ama gerçek bu. Aynı erkeklerin zorla askere alınmadıkları sürece savaş zamanlarında paralı askerliğe dahi kitlesel olarak yanaşmayacakları gibi. Yani çok akıllı feminist kızım, o sizleri doğurmaya iten söylemlerde bulunan "cahil yaşlı teyzeler" emin olun hayat hakkında sizden daha çok şey biliyorlar.
Hatta size şöyle söyleyeyim, "kadınlara daha çok izin, eşitlik ve destek verirseniz onlar da daha fazla doğururlar" mükemmel bir gerizekalılık turnusolüdür. Bu cümleyi ağzından duyduğum herhangi bir insanın başka hiçbir tespitine inanma, saygı duyma takatim kalmaz. Bu, savunduğu, söylediği şeyleri acı ama gerçeklere göre değil kendi idealini destekleyecek yargılarla anlatan bir insan olduğunun kanıtıdır karşımdaki kişinin.
Mevcut olan tüm örneklere bakarsanız, kadınları feminist beklentilerle desteklediğiniz hiçbir toplumda doğum oranlarının doğru düzgün bir artış göstermediğini görebilirsiniz, mesela İskandinav ülkeleri. Olmayacak da. Nedenini de üstte gayet iyi anlattığımı düşünüyorum.
Bakın ben bu manzaraya bayılıyor muyum? Hayır elbette ki. Ama manzarayı sevmiyorum diye gerçekliği eğip bükmeye çalışmayı aklıma hakaret sayacağım gibi bir boka yarayan bir çözüm olduğunu da düşünmüyorum. Ortada bir sorun varsa bu sorun gerçekliğe uygun bir şekilde masaya yatırıldığında çözüme kavuşabilir ancak, böyle saçma sapan eğip büküldüğünde değil.
Zira feminizm de kadınların buraya kadarki kazanımlarının toplumları yok ettiğinin iyiden iyiye görülmesiyle birlikte sert bir şekilde bastırılmaktan başka bir potansiyel geleceğe de sahip değil. Çünkü feminist zokayı yutan toplumlar yok olacaklar, bu kaçınılmaz. Bu manzarayı gören toplumlarda da tek bir refleks olacak, bu hareketi tarihe gömmek. Çünkü hayatta kalmak ve üremek, mevcut olan ve ikame edilemez en güçlü itkilerdir.