38 yaşında iken Cem Yılmaz'ın twitter'ı saran "38 yaşında kadın ölecek lan" esprisine denk gelmek :) Eğer hala twitter'da olsaydım 38'in ne kadar genç bir yaş olduğunu anlatmaya çalışanlardan olur muydum acaba? Öyle bir yazı yazacağım sanıyorsunuz belki ama hayır, bu yazının başlığı bir ironi değil.
Yazıyı birkaç güne silerim herhalde, inşallah da gerçekten başka türlü hissettiğim için silerim. Başka türlü hissetmesem de silerim çünkü blogun geneli için hedeflediğimin aksine bu yazının başkalarına yarar sağlayacak bir yönü olmayacak. Sizlere biraz dert yanacağım sadece ve belki de bana bir şeyler önerenleriniz olur. Ne bileyim, içimden geldi işte...
Kış mevsimi geldi ve evet benim ölüme yaklaştığım günler oluyor. Astım ve kalorifer ikilisi kadar kötü kaç ikili vardır bilmem. Evi serin tutacak ayarda çalıştırmamıza, tişörtle gezenlerden olmamamıza rağmen ciğerlerim asla tamamen iyileşmiyor kış aylarında. Evet, günlük olarak inhailer kullanmaya devam ediyorum ancak vızıltısız bir günüm yok.
Üstelik genel olarak astım tablomun kötüleştiğini görebiliyorum çünkü vızıltıya alışkın olsam da fiziksel olarak tıkanma diye bir durumu pek yaşamıyordum. 1 ay önce kadar evdeki herkes gibi ben de ÜSYE geçirdim ama bana felaket yapıştı. Hastayken 2 gün kadar yatak döşek yatıp sırt ve göğüs ağrısından kıvrandım, nefessizlikten bitap düştüm. Boğulma hissinden kurtuldum ama fiziksel olarak normale dönmem çok yavaş sürüyor, bu kadar hafta sonra bile hala ciğerlerimdeki baskıdan kurtulamadım. 1 kat merdiven çıktığımda soluklanmak zorunda kalıyor, 3 kat merdiven çıkarsam inhailer kullanmak zorunda hissediyorum.
Dansa yazıldığımı söylemiştim önceki bir yazımda. Gidemedim dansa, sebebi astım. İlk derse gittim ancak grup başlangıç değil orta-ileri seviyede idi ve tempolu başladık. Tempoya yetişemedim, göğsüme bir öküz oturdu, öksür öksür derken kursun bana bir işkence olacağına karar verdim ve üzülerek kaydımı sildirdim.
Spora gelirsek, 3 hareket yapmak istiyorum ve tek taraflı hareketlerde denge kurmakta zorlandığım ve progressive overloadda bana yetersiz göründükleri için evdeki aletlerle yapabileceğim hip thrust + rdl + hyperextension üzerinden bir program belirlemiştim. Sonbaharda güzel gitti arkadaşlar, ağırlığa da ilk kez yüklendim, hah işte sonunda tam istediğim fiziğe ulaşacağım dedim ki işte bu hastalık geldi. Hastalığın sonrasında 2 hafta zaten spor falan hak getire, geri döndüğümde ise ağırlıkları artık kaldıramadığımı fark ettim. RDL yapamıyorum çünkü kürek kemiklerimin ortasının az altına aşırı baskı biniyor ve bu baskı yüzünden nefesimin tıkandığını hissediyorum. RDL'nin yerine de hem denge-form sorunu yaşamayacağım hem de güzelce ağırlık ekleyebileceğim bir alternatif bulamadım. Şimdilik hip thrust ve hyperextension olarak iki hareket devam ediyorum, sırf yapıyor olmak için.
Ayrıca yine hacim kaybettim. Hem de moral bozukluğundan dolayı kötü yedim ve yağlandım. Normalde buna alışığım ama bu sefer beni en çok üzen şey umudumun kırılması oldu. Ne yapmam gerektiğini tamamen çözdüm ve yaparsam sonuç alabileceğimi de biliyorum ama yapabilmeye dair umudum kalmadı. Kışın ağır hastalanmadan geçirmem mümkün değil, yazın aile ziyaretleri ve tatil derken tüm rutinim kırılıyor, elimde baharlar kalıyor ve orada başardığım tüm kazanımlarsa sonraki aylarda yok oluyor. Kendimi tamamen bir kısır döngü içinde hissediyorum ve bu da spor yapma motivasyonumu başladığımdan beridir hiç olmadığı kadar kırdı. Evet aslında vücudumu şekillendirmek yerine spor yapmanın salgılattığı hormonlar yüzünden yapmam gerektiğini biliyorum ama vücut olarak sonuç almayacaksan da seni mahvedecek ağırlıklar altında ezilmek inanın hiç eğlenceli değil. Şu an antrenman yapmak istemiyorum çünkü ağırlıklar çok zorlayıcı hale geldi, ancak ağırlıktan vazgeçersem de yine de 5 senenin kazanımı olan şeklimden vazgeçmeye de gönlüm el vermiyor.
Bir noktada enişteniz de bu işlere merak salar ve ben düştüğümde o kaldırır veya maddi olarak çok gelişiriz de meal prep ya da pt desteği alırım gibi hayallerim de vardı ama kısa vadede hiçbiri olası görünmüyor. Şu an sadece baharı beklemenin cılız bir umudu kaldı içimde, hava güzelleşip de şu kış üzerimden kalkar ve şu ciğerlerimdeki hırıltı biterse belki -yazın kaybetmek üzere- yine bir şeyler kazanmaya gücüm olur.
Ev işinden yıldım. Kadın bulduğumdan bahsetmiştim ama uzun ömürlü olmadı, kadıncağız hastalandı. Evde sürekli ihmal ettiğim bir şey var ve o tableri kapatamıyorum, canımı sıkıyorlar. Yapmaya girişecek kadar sağlıklı-enerjik hissetmediğim gibi ne zaman hissedeceğimi de öngöremiyorum.
Cildim garip davranıyor. Daha önce çıkmayan derinlikte kistik sivilcelerim olabiliyor. What the fuck? Cildime yaptırmak istediğim işlemleri düşünüp düşünüp hiçbiri yapmaya cesaret edemiyor veya bütçe ayırmak istemiyorum. Microneedling veya laser falan bir şeyler yaptırayım ve yenilensin cildim istiyorum ama erteliyorum. Hem yüzümde hem vücudumda kılcal damar sildirmek istediğim yerler var, yapan bir sürü ig hesabı takip ediyorum ama onları da erteliyorum.
İş hayatımda hiçbir tutkum kalmadı. Kendi işimin sahibiyken işimle ilgili hep kısa veya uzun vadeli planlarım, hedeflerim vardı. Şimdi ise çalışan olduğum için tamamen patronumun vizyonu ile sınırlıyım ve bu da çalıştığım zamanlar hariç işin aklıma uğramaması, bana bir heyecan vermemesiyle sonuçlandı.
Yani arkadaşlar, Cem Yılmaz en azından benim için haklı, kendimi hiç genç ve yaşam dolu hissetmiyorum şu sıra. Üstelik bu umutsuzluğumun beni depresif ve suratsız yaptığını görüp bu kadar bitter olduğum için daha da yaşlı ve kötü hissediyorum.
Napak? Kanser falan olmadığımıza şükredelim, kendimizden kötü olana bakmaktan başka yapacak bir şey mi var? Şu an yok.
Hadi selametle.